Anneler de ölür ey çocuk!
mavi kadar güzel gözlerini yitirerek gecede,
göğüs yırtmalar, çırpınışlar, kahroluşlar; özleyişler özleyişler, darmadağınık şeyler; bozulmuş yataklar, kırışmış çarşaflar,
kim bilir şimdi hangi haritalarında ölümün
aşkın hangi haritalarında...
Yürüyorum, koşuyorum, uçuyorum saatler süren yolları tüketiyorum bir solukta,
bırakıyorum her şeyi eve yaklaşınca, su gibi akıyor merdivenler,
nasıl da vuruyor yüreğim hasretin kızgın örslerinde,
bir kapı açılacak, şaşkın, coşkun ve sevinçlerle kuşatılmış anama sarılacağım
/nereye geldim ben böyle düşer gibi gecenin içine,
nasıl aktı merdivenler ayaklarımda üçer beşer,
anası var çocuklar gibi/
eskiden de suskun muydu böyle gece yarıları?
Dinmiş fırtına, şimdi, özellikle şimdi gebedir hüzün yeni doğmalara, hüznüm dünyayı kucaklasa yeridir. Anasının elini kalabalıklarda yitmiş küçük bir çocuğun ağlarken içlendiği gibi içlendiğimde,
çocuktum, yitirirdim kendimi gündüzleri,
en gizli köşeler benimdi,
yorumlardım durgun bir suda gönlüme ağıyor gibi...
İki eli çenesinde düğümlü çocuk,
en iyi ben bilirdim hüzünle hâlleşmeyi, soylu bir konuk gibi bırakmazdım gitsin geceyi...
Ve şimdi duyuyorum yüreğimin bir şair yüreği gibi çıldırarak çarptığını,
bir şiir yara/sızlar anlamada anlamaz.