Ben bu dünyanın rakamlarından şüpheliyim, ya sen?
Madem bu satıh insanlarla doludur,
peki neden gönüller bu kadar yalnızdır?
Boşuna diyorlar hiç kimse yalnız değildir.
Kim yalnız değildir?
Herkes herkesten uzaktadır.
Herkes toplumun içinde ama,
yine de yalnızdır.
Ben şüpheliyim, ya sen?
Belki de hiç kimse bu dünyada yaşamıyordur...
Asla ölümden korkmadım ben.
Meğer o gün, yüreğim sızladığında,
Atilla ile sohbet ediyordum ben.
Birden aklıma geldi,
perişan grubun sonunda,
acılarla tek başına kalanım ben.
Kim senden bahsedecektir?
Kim rüyasında seni görecektir?
Gülen gözleri parladı birden.
Dedi: Ey benim deli gardaşım!
Biz var olacağız,
Sedamızla, aşkı ifade edeceğiz.
Gönlümüzün yadigârı, insanlığın müjdesidir.
Emanet bıraktığın aşkı,
Yaşatamazsam affet...
Alınca Han'a kadar hepsi hak dinde idiler. Alınca Han zamanında oğlu, kızı veya bir kıymetlisi ölse onun heykelini yapıp saklardı. Ara sıra o heykeli öpüp sevip okşayark "bu, falanın heykelidir" derdi. Bu bebeğin önüne yemeğinin ilk lokmalarını koyarlardı. Yüzlerini gözlerini bebeğe sürüp önünde yere eğilirlerdi. İşte böylelikle haberleri olmaksızın puta tapar oldular.
Konuşmam yetmiyormuş gibi düşünmeye de başladım. En kötüsü de buydu. Çoğu insanlar gibi düşünmeden konuşsaydım kimse bir şey demeyecekti ama, ben düşündüğümü söylemeye kalktım.