Hayat, birbirinden ayırdıklarını, kısa bir müddet için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile, uzun zaman yan yana bırakmıyordu. Geçen günleri bir daha geri getirmek mümkün değildi ve sadece hatıralar, iki insanı birbirine bağlayacak kadar kuvvetli değildi.
Ama açık olan bir şey vardı, o da yaşlı kadının müthiş acı çekmekte olduğuydu. Kendine acıyan bir tavır yoktu bu notlarda. Duygusal kelimeler de kullanılmıyordu. Ama evini kaybeden kadının anılarını da yitirmekten korktuğu ve müthiş bir çaresizlik içinde olduğu belliydi.
İnsanlar yaşlanıyordu, bunun ayrıcalığı yoktu ama yaşlanan insanların bir kısmı olgunlaşmış olarak, bir kısmı ise olgunlaşmadan ölüyordu. Bunun püf noktası ise bir insanın “Nasıl görünüyorum?” sorusundan, “Nasıl görüyorum?” aşamasına geçmesiydi.