Yoksul olmak demek, kentlerde değil köyde yaşamak demektir; odanıza kapanıp kalmamak, ormanda, tarlalarda çalışmak, guneşi, göğü, toprağı, hayvanları hissetmek demektir; iştahı açacak yemekler icat etmek için ya da yediklerini haz medebilmek için hangi jimnastik hareketlerini yapmak gerektiğine kafa patlatmak değildir. Yoksul olmak, acıktığını günde üç öğün hissede-
bilmek demektir, yatakta bir o yana bir bu yana dönmeden uyumak demektir, çocuk sahibi olmak ve onlardan ayrılmamak demektir, herkesle ilişki içinde olmak demektir, en önemlisi de hoşunuza gitmeyen şeyleri asla yapmamak ve sizi bekleyen akıbetten korkmamak demektir. Yoksul kişi hasta olacaktır, acı çekecektir, herkes gibi o da ölecektir, ama (yoksul sınıftan ölenlerin ve hasta olanların sayısına bakacak olursak) zenginlerden daha az sıkıntı çekerek; fakat yoksul kuşkusuz daha mutlu bir şekilde yaşayacaktır.
Yaşamımızı sözde güvence altına almak için yaptığımız her şeyi hiç de kendimizi güvenceye almak için yapmadığımızı, bu uğraşla yaşamımızın hiçbir zaman güvenceye alınmadığını ve alınamayacağını unutmak amacıyla yaptıklarımızı görmek için alışkanlıklarımizdan bir an için kopmak ve yaşamımıza dışarıdan bir göz atmak yeterlidir. Kendi kendimizi kandırdığımızı ve reel yaşamı hayali bir yaşam yüzünden tehlikeye attığımızı söylemek az olur; bu girişimlerle , çoğu zaman, güvence altına almak istediğimiz şeyi yok ediyoruz.
Mutluluğun üçüncü olmazsa olm az koşulu ailedir. Yani, insanlar ne kadar çok dünyanın başaniarına esir olurlarsa, bu mutluluktan nasiplerini de o kadar az alırlar. Bunların çoğu aile mutluluklarına sırt çeviren, ailenin sadece dert getirdiğine inanan çapkın kişilerdir. Bu kişiler çapkın değillerse, çocuklar onlar için bir mutluluk değil, bir yüktür, bu nedenle ellerinden geldiğince her çareye, bazen de en zalimine başvurarak çocuk sahibi olmamaya çalışırlar. Çocukları varsa onlarla birlikte olma mutluluğundan kaçınırlar.