Sonuç olarak bugünkü İvan İlyiç'i meydana getiren şey daha başlarken, o zamanlar sevindirici görünen olaylar şimdi gözünün önünde dağılıyor, değersiz, çirkin bir hal alıveriyordu.
Onu dönüşte bir tılsım gibi üzerimde taşıdım, ürkmüş bir inançtan geriye kalanlarla sarıldım varlığına. Haftalarca çalışma masamın üzerine yerleşen bu berduşa övgüler düzdüm, kütüphanemdeki kasıntı kitaplara onunla beraber güldüm.
O an Gölge Hattı'nı çıkarıp ocağın bir kenarına, kumsalın günbegün yiyip yuttuğu diğer cesetlerin yanına bırakma arzusu duydum çünkü zehirli umutta ve matbaacıların, tasarımcıların, sekreterlerin, yazmanların, yorumcuların, yazarların ve kuryelerin, mürekkep ve kapak işçilerinin, çizerlerin, önsöz yazarlarının, ezberden konuşan kült eleştirmenlerin katkı sağladığı, kalıba dökülmüş harflerin azminde kâğıt, nihayetinde, yola devrilen çamlar gibi, denizin koca ağzına sessiz ve korkunç bir yıkımla düşen organik bir artıktı.