İrlanda edebiyatının mevcut altın çağı olarak adlandırılan Sally Rooney, gerek dünyada gerekse Türkiye’de çoğu kişinin favorisi. Bir o kadar seven kişinin olmasının yanında sevmeyeni de çok. Özellikle Türkiye’de bunun nedeninin kültür ve coğrafya olduğu çok bariz bir şekilde hissedilmekte ve görülmektedir. Bunun bilincinde olduğum için kitabı okurken bunları bir kenara bırakarak okudum.
Sevdiğim bir arkadaşımının doğum gününde ona alırken kendime de almama rağmen kaç senedir asla elimin gitmediği bir kitaptı. Kendisinden de sürekli “bence sen beğenmezsin, senlik değil” gibi yorumlar aldığım için hiç beklentim yoktu ve kitabın abartıldığını düşünüyordum. Ancak bir gün dizisini izlerken aynı anda kitabını da okumaya karar verdim. Yazarı okumaya keşke bu kitaptan başlasaydım diyorum çünkü “Güzel Dünya Nerdesin” kitabı beni etkilemeyi başaramamıştı. Yazım tarzı ve konu seçimleri olarak Sally Rooney herkese hitap etmeyebilir. Ancak bir şans verilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Kitaba gelecek olursak “normal” olarak adlandırdığımız şey aslında görecelidir. Kültürümüze, yaşayış biçimimize, düşünce yapımıza göre değişir. Ancak bu kitapta yavan ve klişe bir aşk değil de gerçekten “normal” insanları görüyoruz. Bu gibi insanlar ya da benzerleri günlük hayatta yanımızdan geçiyor ancak farketmiyoruz bile. Marianne ve Connell gerçekten aynı hamurdan yoğurulmalarına, birbirlerinin en büyük desteği ve dayanakları olmalarına rağmen birbirlerini en çok üzen ve inciten yine kendileri. Tabii bunun etkisinde dış etmenler, yanlış anlaşılmalar ve hayatın sürüklediği yollar var. Kitap boyunca ikisinin de psikolojisinin derinlemesine incelediğine de şahit oluyoruz. Marianne çok zeki bir kız lisede kimsenin dediğini takmadan istediği şekilde ancak yalnız bir hayat sürüyor. Kötü bir aile