Gecenin ilerleyen saatlerine doğru, hava iyice soğumuş, akşamdan beri ince ince durmaksızın yağan kar, şiddetini arttırıp tipiye dönüşmüştü. Dışarıda delicesine esen rüzgârın uğultusu, odanın içinde çınlıyordu. İnsanı ürperten bu ses, bir felaketin habercisiydi.
Başka ne söylenebilirdi ki bu konuda; insanın tutunacak bir dalının olmaması, sığınacağı tek sığınağı olan kendi evinde, çaresiz ve kimsesiz kalması… Dünyada ki, en kötü yalnızlık buydu belki de..
Eski bir zaman, eski bir yol, eski bir otobüs; telefon yok, mektup yok, resim yok. Geride kalan yaşlı bakışlar, endişeyle dolu yürekler, her şey tıpkı siyah beyaz bir film sahnesi gibiydi.