Yeni doğmuş iki insan yavrusu masum bakışlarını dünyaya açar açmaz karşı karşıya birbirlerine yaklaştırın ve birine"Sen işte karşındakinin düşmanısın onu bir gün öldüreceksin" deyin. Öbürüne de "Sen ondan intikam alacaksın" deyin. Sonra iki çift masum gözlere bir bakın. Kendinizden utanırsınız. Gafletinizden ürperirsiniz. Eğer basiret gözüyle bakmışsanız o kadar küçülürsünüz ki yavruların saf bakışı size ilâhî hitap kadar büyük ders olur. O aynada kendinizi görür ve tövbe etmek istersiniz.
Sonu olan bu âlemde sonsuzluğun yolcusu olan insan, arzımızın bu yalnız yolcusu, burada bir muamma olan hayatına bir hikmet, kendine dost, düşüncesine destek bulabilmek için sonsuzluğa sığınmak mecburiyetindedir: Sonu olan varlıklar, sonsuzluğa dayanarak düşünmekle anlaşılıyorlar.
İnsan kendi ölçüsüyle kâinatı ölçüyor ve kâinat sahnesinde yalnız kendini görüyor, yalnız kendini anlıyor. İçimizdekinden başkasını da anlamasını bilen yok gibidir. Varsa da o hükümdardır. Artık o insan yani başkasını anlamasını bilen insan,ne korkaktır, ne haristir, ne âcizdir,ne fânidir, ne de yalnızdır. Bütün bir varlık kalabalığı arasında hepimizin yalnız yaşadığı bu dünyada o, var olan gerçekle beraberdir. Bilmek, gerçekten bilmek onun bilgisidir.