Jack London’ın satırlarında bir kurt uyanıyor. Beyaz Diş’in hikâyesi yalnızca bir hayvanın değil, kadim bir ruhun, ilkel bir hafızanın yankısı gibi. Onu okurken düşündüm: Bu adam, eski bir kurt olmalı. Belki de geçmiş bir yaşamda karla kaplı ormanlarda uluyan, açlığın ve vahşetin içinde dimdik duran bir bozkır evladıydı. Satır aralarında dolaşan ruh, kelimelere sığmayacak kadar gerçekti.
Beyaz Diş’in çektiği acılar, insanın insana ettiğini hayvana ettiklerinden daha acı gösteriyordu. Ama o hiçbir zaman boyun eğmedi. Kan revan içinde kalsa da başını yere eğmedi. O, doğanın adını unuttuğumuz yasasını taşıyordu damarlarında: Yaşamak, direnmekti.