Anıl Çokuğurluel

Anıl Çokuğurluel
@Anil1975
Puan vermedi
Roman kapağı ile bu kadar uyumsuz bir roman görmedim :) Uzun süre çocuk romanı sandığım romanı bitirdiğimde çok şaşırdım doğal olarak. Yaşar Kemal in Filler sultanı ile kırmızı karınca fabl romanı tadında çok eleştirisel bir roman. Sembol dolu, atıf dolu, yakalayabildiklerim oldu. Yakalayamadıklarım olmuştur. Filler sultanı , genel bir sistem taşlaması yaparken bu romanda taşlar direk hedefine atılıyor. Yetki verilince, yetki kötüye kullanılınca en mükemmel sistemler bile çöker. Menfaat, ego, açgözlülük durdurulamadıkça, dizginlenemedikçe tüm sistemler çöker, tekler. Mükemmel başlayan, idealleri olan bu sistem de zamanla ayrışmalar sonucu çökmüş. Geç oldu ama iyi ki okudum. Her zaman diliminde başka şeyler alınabilecek başka çıkarımlar yapılabilecek roman
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,4bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi
Sabahattin Ali nin bu romanı dururken Kürk Mantolu Madonna nın bu kadar ses getirmesini anlayamadım öncelikle. Ömer zeki ancak çok disiplinli olmayan parlak bir gençtir. Hırsları ve hayattan beklentisi yüksektir. Vapurda görüp aşık olduğu kadın tesadüfen tanıdık bir komşu kızı çıkar. İdealist ömer, macide adındaki bu kızın da peşinden körü körüne koşar ve onu hayatına almayı başarır. Ancak para, geçim sıkıntısı derken macide, vapurdaki o deli dolu adamın yerine başkasının geçtiğini zamanla üzülerek görecektir. Ömer e bir üzülüyor bir kızıyoruz. Macide ye bir üzülüyor sonra daha çok üzülüyoruz :) Macide nin Ömer e veda mektubunu ben defalarca okudum. Gözlerim doldu. Bir insan bir insanı böyle güzel mi sever. Hele, "senden dolayı başıma gelenler için seni suçlamıyorum. Bir trafik kazası gibi , bir yıldırım düşmesi gibi bir şeydi" diye konuşması beni benden aldı. Ömer in "önemli olan kötülük yapmamak değil, kötülük yapabilecek cevheri içimizde öldürebilmek" demesi ezberini yaptığım bir cümle idi. Yaptığımız tüm kötülükleri içimizdeki şeytan denen bir "şeye" mal etmemiz suçu ona atmamızın ne kadar anlamsız olduğunu anlıyor ömer roman sonunda. Esas sorunun hırs, ego, aç gözlülük olduğunu söylüyor. Söylüyor da olan macide ye oluyor. İnsan biraz da ortamının kurbanı. Ama içinde varsa kötülük , dışarı çıkmak için her şey bahane tabii. Ama yan karakter Bedri de bir o kadar temiz saf ve güzel. Diğer yan karakterlere hiç giresim yok. Zamane aydın görünümlü kokuşmuş insanlara ne denir ki
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019208,9bin okunma
Puan vermedi
Roman tam bir distopya. Hayvanlara bulaşan bir virüsten kaynaklı neredeyse tüm hayvanlar ortadan kaldırılmıştır. İnsanlar da yiyecek bitki çar çöp kalmamış gibi et yemenin derdi ile yapay insan üreterek "özel" et yemeye başlamışlardır. Et üreticisi, et tedarikçisi ve son kullanıcı olmak üzere bir çok karakterin bu yeni düzendeki görevleri, düzene ayak uydurmaları ve ikilemlerine tanık oluyoruz. Ana kahramanımız da bir özel et entegre tesisinde çalışmaktadır. Oğlunu kaybetmiş, karısı ile ayrı yaşamakta ve babası ile sorunları olan kahramanımız yeni düzene ayak uyduramamıştır. İçinde çelişkiler yaşayan markus babasının tedavi masrafları için zorunlu olarak onaylamadığı bir düzene hizmet etmektedir. Üstelik bu düzende yaptığı işi de babasından (kasap olduğu dönemlerde) öğrenmiştir. Markusun ablası ise babasına duyarsız, tamamen sisteme entegre olmuş , günün trendlerini birebir uygulayan gösterişi seven bir karakterdir. Öyle ki evine aldığı besi insanlarını , ihtiyacı olduğunda parça parça keserek misafirlerine sunmaktadır. Çocuklarını da aynı şekilde yetiştirmiş ve çocuklar dayılarının etinin tadının nasıl olduğunu merak etmeye başlar olmuşlardır. Kuşlardan ve kuş pisliklerinden korunmak için bulaşma ihtimalini bilmemesine rağmen en ileri model şemsiyeler kullanır ve çocuklarına da bunu kullandırır. Zamanın tüketim toplumu göndermesini bu kısımlarda görmek mümkün. Kendini eskiden babası ile gittiği bir hayvanat bahçesinde rehabilite eden Markusun hayatı evine besi olarak verilen bir dişinin hayatına girmesi ile değişir. Ses telleri alınmış, bir ev hayvanı özellikleri gösteren dişiye kahramanımız bir gün hallenir :) Dişiyi hamile bırakır. Sisteme karşı duran, yeni düzen aklına bile geldiğinde ruhu sıkışan , damarlarında taşlar gezinen kahramanımızın hayatı bu misafir
Leziz KadavralarAgustina Bazterrica · Çınar Yayınları · 20202,404 okunma
Puan vermedi
İşgal altında bir şehir. Çetelerden korktuklarından dolayı kimse dışarı çıkamamaktadır. Evlere saklanan herkes kısıtlı zamanlarda temel ihtiyaçlarını karşılamak için dışarı çıkarlar. Yemek içecek su ve elektrik dahil her şey kısıtlıdır, temini zordur. Kahramanımız bu günlerin geleceğini önceden sezmiştir. Evini tam bir sığınağa dönüştürmüştür. Planlıdır her şeyi kontrol etmektedir. Ta ki evinin önünde bulduğu yaşlı kadını evine alıncaya kadar. Sanki tek başına yaşamak için dünyaya gelmiş kahramanımız bu yabancı ile düzenini değiştirir. Hayatta kalmak dışında Tek yaptığı şey eski fotoğrafları bir hard disk e geçirmektir. Kökleri oradadır, fotoğraflarla sanki nereye ait olduğunu çözmeye çalışır. Nuh tufanındaki gemi kaptanı olma haricinde bir şeyler olmalıdır hayatında. KArısı ve çocukları da daha güvenli bir yerde olmak adına evden ayrılmışlardır. Ailesi ile ve hayatı ile yeniden buluşması bu arşivlemenin bitmesine bağlıdır neredeyse. Bu kadar planlı olmasına rağmen misafiri yaşlı kadın önce kızını ve çocuklarını sonra da damadını eve getirince olaylar kontrolünden çıkar. Kaptan gemisini bırakmamak adına bu misafirlere direnir. Düzenini korumaya çalışır. Hem de en net şekilde. Temel amacı yaşamak ve bildiği düzeni sağlamaktır. Ancak işleri kontrolünden çıkar. Kayıplar ölümler gitmeler derken kendi gemisinde misafir gibi kalır. Değişime ayak uydurmanın yollarını bulmakta zorlanır. Değişimi istememektedir. Nuh peygamber gibi gemisini sağlam ve planlı şekilde korumalıdır. Ancak gemiden ayrılması gerekecek midir, tufan dinecek midir,
Gemide Yer YokÖmer F. Oyal · Yapı Kredi Yayınları · 2019192 okunma
Puan vermedi
Kahramanımız ailesinden kalan bir miras ve biraz da kendi isteği ve tercihi ile Antioche denen bir yarım adada yaşamaktadır. Çok az nüfusu olan hatta, yaşadığı adanın kendi kaldığı kısmında 2-3 kişi yaşayan bir yerleşimi vardır adanın. Bir sabah tüm iletişim araçları bozulur ve çalışmaz olur. Telefon internet televizyon dahil tüm iletişim araçları kullanılmaz hale gelir. Dış dünya ile artık istese de iletişim kuramamaktadır. Bu merak ve çaresizlik adadaki tek komşusu olan Eve adındaki yazar ile tanışmaya iter onu. Her 2si de şaşkındır. Bilgi alacakları da kimse yoktur. Sular yükselince ulaşımın kesildiği adanın diğer tarafındaki gizemli kayıkçı ve barda 1-2 arkadaşı dışında. Çoktandır beklenen nükleer saldırının gerçekleşmesinden korkmaktadırlar. Bir kaç gün sonra radyo tek frekans yayın yapar. Devlet adamları beklenen nükleer saldırı tehlikesinden bahseder. Ancak söylediklerinde bir tuhaflık sezer kahramanımız. Sanki kendi devlet adamlarından değil de bu tehlikeye karşı tüm dünyayı koruyacak bir üst devletten bahseder gibidir. Üst düzey devlet görevlisi olan bir arkadaşından aldığı bilgiler doğrultusunda da bu teorileri doğru çıkar. Ancak bu üst devlet üst akıl üst millet kimdir kimlerdir Arkadaşından aldığı ipuçları kahramanımızı adadaki gizemli kayıkçıya yönlendirir. Evet, Dünyanın genelini etkileyecek bir tehlikeye karşı müdahale eden bir topluluk vardır ve adı da "empedokles in dostları"dır. Kayıkçımız da bu topluluktandır. Uzun yıllara , yunan mitolojilerine dayanan tarihleri, topluluk üyeleri ve yetkinlikleri herkeste merak uyandırmıştır. Müdahaleleri barış içindir ancak bazı girişimleri yöneticileri geçici olarak da olsa felç ederek etkisiz hale getirince halk 2ye bölünür. Barış elçileri midir, yoksa bilinmeyen güçleri olan ve kendi çıkarlarına göre
Empedokles'in DostlarıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 20216,5bin okunma