Onu narin sapının üzerindeki soluk altın sarısı yapraklarıyla zinya çiçeğine benzetti. Ama hayır, bir ruhtu o, ilahi bir varlıktı, tanrıçaydı; böylesine yüce bir güzellik bu dünyaya ait olamazdı.
Aklımı yitirdiğimi hissediyordum. Ben de tıpkı köpekler gibi sosyal ve kendi türüme ihtiyaç duyan bir hayvandım. Mademki Ben salgından kurtulmuştum, o zaman başkalarının da hayatta kalma ihtimali olabilir diye düşünüyordum.
Sabah uyandığımda Yeryüzünde Bir başımaydım. Son yol arkadaşlarım Canfield ve Parsons da hastalıktan ölmüştü. Kimya Fakültesi binasına sığındığımız 400 kişiden, yola koyulduğumuz 47 kişiden geriye sadece ben ve midilli kalmıştı.
'Tanrım Ben de kapmışım!' dedi. 'Bana yaklaşma artık ölü bir adamım.' Sonra kasılmalar başladı. Ölmesi 2 saati buldu ve Son ana kadar bilinci yerindeydi. Ayaklarındaki baldırlarındaki uyluklarındaki soğukluktan ve his kaybından şikayet etti ta ki bu his kaybı kalbine ulaşıp onu öldürene dek. Kızıl ölüm işte böyle can alıyodu.