Ellerin sıcak, büyük ve kemikliydi. Tutunca önce ısınır, sonra ezilirdim. Beni böyle ısıtanın sıcaklığın mı yoksa bakışların mı olduğunu bilmediğim gibi; altında azildigim kuvvetin de kemiklerinin sertliği mi yoksa davranışlarının netliği mi olduğunu hiç bir zaman öğrenemedim.
Herkes bir şeyler söylemek istedi.
"Gitme," demek istedi biri; "Kal," demek istedi.
Biri, "Hayır," demek istedi. Ben, "Yapma," demek istedim sana. Yüzüne bakıp, "Beni bir çift gözün içinde kaybetme," demek istedim.
Sen yaptın, ben izledim. Sen gittin, ben kaldım.
Beni bu dört duvar arasında yalnız bıraktın.
Sana kalmadım diye ben de kendimden geriye bir şey bırakmadım.
Üşürken içimi sevgi ısıtmadı benim, hep çay ya da kahve içtim.
Büyüdüm, büyüdüm... Büyürken sıcak şeylerle ısınmadığım kışlar geçirdim.
Odamın kapısı bir gece yarısı çocuk masallarına hiç açılmadı.
Bu yüzdendir belki de, yatağımın altındaki canavarlar her gece kafamda cirit atardı.
Anneme söyledim, babama da...
Susmayı böyle öğrendim: saat sekizde, yemek masasında.