"Eskiden gün içinde ruh halim çok fazla değiştiği için deli olduğumu düşünürdüm. Ama şimdi, her dakika başka içim. Bir an öfkelenip bir an hüzünleniyorum. Birden çocuk gibi sevinip sonra aniden ölmek istiyorum. An geliyor silikleşiyorum, an geliyor fosforlu kalemlerle çiziyorum etrafımı. Böyle şey gibi..."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Söylesene adam... Sen, her defasında gökten çaldığın maviyle okyanus çizerken bana, ben basit bir dumanı tüten ev resmi bile çizemiyorum sanki. Öyle tuhaf bir his..."
Sanki yanan kibrit çöpleri bizdik, mum dipleri de mezarlığımız... Kibrit çöpü mezarlığı, bizim gibi kırık ve kaybedenler için ne güzel bir benzetmeydi... Yana yana yaşa, yanarak öl ve öldükten sonra da yanmaya devam et.
Yanmak tüm varoluşunu tanımlıyormuş gibi...
Senin güzel yüzün, güneş ışığından daha parlak kadınım. Mükemmel bir hüzün dağıtsa da o ışığı... O sende var hep. Ağlarken yüzünde kırılıyor ışın ve bir gökkuşağı doğuruyorsun.
Kocaman adımlarla yürürdü hep. Ama yanında yürüyeyim isterdi. Hep giderdi benden. Sonra koşarak geri gelirdi. İçten gülmezdi pek. Ama ben hep güleyim isterdi. Git-gel'lerini sevdiğim adam...