Volkanların çelişkisi hem yıkımın hem de yaşamın sembolü olmalarıydı. Yavaşlayarak soğuyan, katilaşan lavlar zamanla toprağa -verimli, bereketli bir toprağa- dönüşüyordu.
Nora o an bir kara delik olmadığına karar verdi. Aslında volkandı. Volkanlar gibi o da kendinden kaçamazdı. Olduğu yerde kalıp çorak toprakları zenginleştirmek zorundaydı.
İçinde bir orman büyütebilirdi.
Bir hayatı deneyimlemeye devam etmek için o hayattan her yönüyle hoşlanmak gerekmiyordu. Hoşlanacağınız bir hayatın mutlaka olduğu fikrinden vazgeçmemek yeterliydi. Aynı şekilde bir hayattan hoşlanmanız o hayatta kalmanızı da gerektirmiyordu. Ancak daha iyisini hayal edemediğiniz bir hayatta sonsuza kadar kalabilirdiniz. Ama buna rağmen denediği her hayat hayal gücünü biraz daha genişlettiği için deneyimlenen hayatların sayısı arttıkça daha iyisini hayal edebilmenin kolaylaşması da tam bir çelişkiydi.
Kitapta söylenmek istenenler; sade bir dille, acık ve anlaşılır bir şekilde okuyucuya aktarılmış.
Zaman zaman herkesin sadece kendisinin hissettiğini düşündüğü duyguları aslında tüm insanların hissettiği çeşitli olaylarla bize açıklanıyor.
Özel değiliz, farklı değiliz. Düşündüğümüz kadar aslında kimsenin umurunda değiliz.
Son yıllarda popüler olan ben merkezli düşünme eğilimi de gerçekçi bir şekilde eleştiriliyor.Bu hayatta bir kez yaşıyoruz, ben değerliyim gibi düşüncelerin teorikten öte gidemediğini öne sürerken, pratikte neler yapmamız gerektiğini de bize söylüyor.
Kendimizi şifalandırmanin aslında başkalarına şifa olabilmekten geçtiğini, başkalarına yardım ettikçe bizim de iyileşeceğimizi savunuyor.
Yazarın aralarda kendi hayatından da kesitler sunması, psikolog olmasına rağmen ne kadar da bize benzediğini görmek insanı rahatlatıyor. Hatta itiraf etmem gerekirse bazı noktalarda acaba sen ben misin dememe sebep oldu.. Ondan dolayı diğer kitaplarını da okumaya karar verdim.