Şeref ise kazanılması gereken bir şeydir. Bunun yolu da söyleneni düşünmek, istenileni söylemek, emredileni istemek, kısacası yaşamak için yerde sürünmeye rıza göstermek olamaz.
Artık başkalarının ulaşmaya çalıştığı sonların da vasıtası değilim. Artık başkalarının bir aleti, tornavidası
da değilim. Artık başkalarının arzularının hizmetkârı da, başkalarının yarasının bezi de, onların mabetlerine adadıkları kurban da olmayacağım.
…bütün karanlık günlere, insanların yapmaya muktedir oldukları bütün kötülüklere ve ayıplara rağmen, insanoğlunun ruhu bu dünyada yaşayacaktır. Belki bir müddet bu ruh aciz ve pasif kalır, fakat sonunda
muhakkak canlanıp dirilecek ve mevcudiyetini bütün ağırlığı ile hissettirecektir. Bir an için zincire vurulmuş bile olsa, o zincirleri de kopartmaya muktedirdir insanoğlu. Ve insan yaşayacaktır, insanlar değil
ama İNSAN bu dünyadan yok olmayacaktır hiç bir zaman.
İlk başında insan Tanrılara esirmiş. Bu esaretin zincirlerini kopartmayı zamanla başarmış. Sonra Kralların esiri olmuş. Fakat onların da zincirlerini kopartmış. Bu sefer doğumunun, ecdadının, ırkının
esiri olmuş. Ne var ki bu zincirleri de kopartması çok uzun sürmemiş. Bütün kardeşlerine ne Tanrının, ne Kralın, ne de diğer insanların elinden alamıyacağı bir hakka sahip olduğunu bildirmiş. Karşısındakilerin sayısı ne olursa olsun bu hakkı kimsenin ondan alamıyacağım söylemiş. Çünkü sahip olduğu hürriyetini
en tabii hakkı olarak kabul ediyor ve bu hakkın üstünde başka bir hak tanımıyormuş, Ve insan işte, asırlardan beri kan ile sulanan hürriyetin eşiğinde
durmuş...