“İnsan gençliğini aşka vermezse, gençlik ne işe yarar?”
“Ama kaybeden sonunda siz olmuşsunuz.”
“Kayıp mı? Kaç kişi böylesine sevebilmiştir dünyada?”
“Ama bir kucak korla kalan siz olmuşsunuz.”
“iyi ya boş değildi kucağım.”
“Ama yandınız, kül oldunuz.”
“Ama vardım, kül bunun kanıtı.”
Suzan DefterAyfer Tunç · Can Yayınları · 202520,1bin okunma
Stefan Zweig’in “Bir Zanaatla Beklenmedik Karşılaşma” kitabı, kısa olmasına rağmen insan ruhuna dair yoğun gözlemler barındıran etkileyici bir eser. Zweig yine her zamanki gibi sıradan görünen bir olayın içinden derin psikolojik çözümlemeler çıkarıyor ve okuru karakterlerin iç dünyasında uzun bir yolculuğa davet ediyor.
Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, yazarın insanın tutkularını, takıntılarını ve hayat karşısındaki kırılganlığını ne kadar incelikli anlatabildiği oldu. Bir zanaat etrafında şekillenen hikâye aslında emeğin, ustalığın ve insanın kendini bir işe adayışının ruhsal tarafını sorguluyor. Zweig’in karakterleri her zamanki gibi kusurlu, gerçek ve fazlasıyla insani.
Anlatım dili oldukça akıcı. Sayfalar ilerledikçe yalnızca olayları değil, karakterlerin zihnindeki çatışmaları da hissediyorsunuz. Özellikle insanın yaptığı işle kurduğu bağ ve bunun zamanla kimliğinin bir parçasına dönüşmesi çok etkileyici işlenmiş.
Stefan Zweig okumayı sevenler için tanıdık bir atmosfer sunarken, ilk kez okuyacak olanlar için de yazarın güçlü gözlem yeteneğini gösteren güzel bir başlangıç kitabı olabilir.
Kısa ama etkisi uzun süren kitaplardan biri.
Çevirmen seçimi çok yanlış heldi bana amatörce yazılmış bir kitap gibi görünmesini sağlamış. Çevirmenler bu kadar önemliyken kitabı mahvetmiş keşke ingilizce okusaydım
Bitirdim… ama büyük bir hevesle değil. Yani kapağı kapattığımda içimde “vay be” değil, “eh işte” duygusu vardı.
– İlk kitap Alice Harikalar Diyarında’nın devamı diye beklenti yüksekti değil mi?
Aynen öyle. İlk kitapta o çılgınlık, o tuhaf dünya beni çok eğlendirmişti. Burada da “şimdi daha da garipleşecek” diye düşündüm ama hikâye resmen yerinde sayıyor.
– Sorun nerede sence?
Tempo. Kitap ilerliyor gibi yapıyor ama aslında bir yere gittiği yok. Alice sürekli bir yerden bir yere sürükleniyor ama olaylar çok yüzeysel kalıyor. Ne gerildim, ne şaşırdım, ne de gerçekten merak ettim.
– Karakterler kurtaramıyor mu?
Hayır… Çoğu sahne “tamam bunu da gördük” hissi veriyor. İlk kitaptaki o sürreal hava burada tekrara düşmüş gibi. Yenilik yok, risk yok.
– Hiç mi sevdiğin bir şey olmadı?
Lewis Carroll’un dilindeki o masalsı tat hâlâ güzel. Bazı diyaloglar ve kelime oyunları yine zekice ama tek başına bir kitabı taşımaya yetmiyor.
– Yani bitirmeseydin de olur muydu?
Kesinlikle olurdu. Hatta yarım bıraksaydım içimde ukde bile kalmazdı. Okudum ama hayatımda bir şey değişmedi.
– O zaman son karar?
İlk kitabı sevdiysen meraktan okunur. Ama “efsane bir devam kitabı” bekliyorsan… hiç gaza gelme. Aynanın içinden çıktım ama içimde pek bir şey kalmadı.
Aynanın İçindenLewis Carroll · İş Bankası Kültür Yayınları · 20221,854 okunma
Bitirdim ve şunu söyleyerek başlayayım: Bu kitap beni “fantastik romantik severim” diyen insan olmaya bir tık daha yaklaştırdı.
– Konusu çok mu klasik?
Aslında evet… ama iyi anlamda. İnsan dünyasından bir kız (Feyre) yanlışlıkla bir peri lordunu öldürüyor ve ceza olarak peri diyarına götürülüyor. İlk başta “Güzel ve Çirkin masalı mı okuyorum ben?” hissi geliyor ama birkaç bölüm sonra iş ciddileşiyor.
– Feyre nasıl bir karakter?
En sevdiğim tarafı bu oldu. Kırılgan ama ağlak değil. Sürekli hayatta kalma modunda, ailesi için her şeyi yapmış bir kız. Bazen “yeter artık şunu yapma” diyorsun ama sonra durup düşünüyorsun: Kızın başka şansı yok ki.
– Erkek karakter?
Tamlin mi? İlk başta klasik “mistery peri lordu”. Güçlü, karizmatik ama biraz duvar gibi. Feyre’le aralarındaki ilişki tatlı ama kitabın ilerleyen bölümlerinde “hmm… burada bir şeyler ters” hissi oluşuyor.
– Peki kitap ne zaman asıl patlıyor?
Son üçte birde. Hani “tamam bu romantik bir masal” diye düşünürken bir anda psikolojik, karanlık, neredeyse korku seviyesinde sahneler başlıyor. İşte orada yazar diyor ki:
“Bu sadece peri masalı değil, bu hayatta kalma hikâyesi.”
– Sıkıldığın yerler oldu mu?
Orta kısımlar biraz yavaş. Feyre’nin malikânede dolaşıp resim yapması bazen uzuyor ama finalde bunun duygusal karşılığını alıyorsun.
– Sonuç olarak?
Eğer fantastik, romantik, biraz karanlık ve bol dram seviyorsan: kesin oku.
Sadece şunu bil: Bu kitap bir giriş kapısı. Asıl fırtına sonraki kitaplarda kopuyor.
– Yani?
Yani “Dikenler ve Güller Sarayı” bitince hemen ikinci kitaba geçmezsen, seni şahsen kınıyorum.