Çocukluğunuzda televizyonda ailenizle eski Türk filmlerini izlediğiniz o akşamın tadında, hayatta karşımıza çıkabilecek türlü tuhaflıkların Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın mizahıyla birleşmiş altı hikâyeden oluşan incecik bir hikâye kitabı.
Kitabın ilk hikâyesi adı da olan İki Hödüğün Hikâyesi biraz Karagöz Hacivat tarzında iki arkadaşın başından geçen komik seyahati anlatıyor.
İkinci hikâye “Nasıl Öldürdüler?” aslında üzücü bir hikâye. Bir eşeğin ömrünün son zamanlarını anlatıyor.
Üçüncü bölümde yine bir yanlış anlaşılmanın ve Türk aile yapısında sıkça karşımıza çıkan ilişkilerin, çatışmaların birleşmesiyle komik bir hikâye olan “Müslüman Mahallesinde Bu İş Olur Mu?” ortaya çıkıyor.
Dördüncü hikâye bir yazar ve yaşlı bir adamın arasında geçen dünyanın şeklinin tartışılmasını konu alıyor.
Beşinci bölüm “Büyükana” bence çok hüzünlü bir hikâyeydi. Ailesinden torunu dışında kimse kalmayan bir kadının kalan ömrü anlatılıyor.
”Tövbeler Tövbesi” yine yanlış anlaşılma üzerine kurulmuş komik bir hikâye.
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın gençlik eserlerinden olup genellikle diğer kitaplarında kullandığı alışmış olduğumuz mizahi üsluptan farklı işleyişle yazdığı İffet 1896 yılında basılmıştır. Kitabın iki ön sözünden ikincisi özellikle Iffet’te hâkim olan ağır havayı açıklar nitelikte. Bu kısmın da okunmasını tavsiye ederim.
Hüseyin Rahmi çocukluk ve gençlik yıllarının rastladığı dönem itibarıyla yazarlığını beslemiş olan sosyal çatışmaları, toplumsal sorunları kitaplarında mizahi bir üslupla eleştirmiştir ve bu konuda da gerçekten benzersiz bir bakış açısına ve üsluba sahip. Öyle ki Beşir Fuad, Ahmet Mithat Efendi gibi yazarların dikkatini çekmiştir. Ahmet Mithat Efendi’nin Gürpınar’a “manevi oğlum” dediğini yeni öğrendim. Kendisinin edebiyatımızda yeterince değer görmediğini düşünüyorum. Toplumsal çatışmalar, ekonomik sorunlar, ahlaki bozulmaların yanında karakterlerin iç dünyasını muazzam bir şekilde yansıtıyor. İffet romanı da sosyal çöküşün aynası aslında. Açlık ve yokluğun sebep olduğu çaresizliğin insanın psikolojisine ne derece tahribatı olacağını gösteriyor. Kitapta geçen şu cümle de aslında özet niteliğinde:
“Fakirlik zordur. Ama buna bir de hastalık eklenince bu güçlüğün nasıl bir dehşet kazandığını gör.”
Romanın başkahramanı İffet namus timsali bir karakterdir. Buradaki “namus” ifadesi sadece günümüzdeki tek bir anlama ve cinsiyete indirgenmiş anlamıyla kullanılmıyor aslında. Her anlamda ahlaklı bir birey için kullanılan ifade. Öyle ki açlıktan ölmek üzereyken bile kardeşinin ölmekten kurtulmak için yapmış olduğu bir hatayı kabullenemeyişi, onu cezalandırmayı düşünmesi de ahlaki açıdan kusursuz bir karakteri tanımlamak için kullanılmıştır diye düşünüyorum.
Kitap, önceden varlıklı bir ailesi olan genç kadının babasının ölümüyle başlayan felaketler silsilesine annesi
Evlatlarının terbiyelerini, içinde yaşamaya mecbur olacakları hayata uydurma yolunu bilemedikleri için çoğunlukla bu yoldaki aile felaketlerine baba ve anneler sebep olurlar.