“İnsan böyle bir şey. Nerede, hangi yaşta olursa olsun, kabuğunu kırıp içine baksan içi cılk yara. Yarasız, dertsiz, sırsız insan yok da, işte kimisi üstünü iyi örtüyor. Ben de örttüm.
O kadar kapattım ki, kendim bile sormadım kendime.”
Şermin Yaşar’ın aile ve ilişkiler üzerine yazdığı kısa bir roman. Yaşanılan coğrafya ve bu coğrafyada süregelen kültür elbette edebiyatta kendini gösteriyor. Bizim toplumumuzda da aile güçlü bir yapı. Fakat yine toplumumuzda gördüğümüz aile içi iletişimin noksanlığını kitapta da görüyoruz. Dışarıdan bakıldığında normal bir aile gibi görünse de iletişimsizliğin bütün ilişkileri nasıl yok ettiğini gösteren bir kitap. Kitapta karakterler kendi hikâyelerini kendi bakış açılarından anlatıyor. Anne, baba, üç erkek çocuk ve onların eşleri romanın merkezini oluşturan karakterler. Hepsinin bir hikâyesi var. Fakat o kadar büyük bir iletişimsizlik var ki aynı evde bulunmanın gerekliliği dışında bir çaba yok. Kök ailenin baskın tutumu, bireyleri sessizliğe itmiş. Anne babaya görünmez bir iple bağlı olan fakat içten içe bu kontrol mekanizmasına öfkeli çocuklar, kabullenilmiş bir çaresizlikle savunma mekanizmaları oluşturmuşlar. Susmak. Olabildiğince konuşmamak… Kendi fikrini, duygularını, hislerini anlatmamak. Anlatılsa belki çok daha farklı olurdu diyebileceğimiz yaşamlar…
Kitabın bendeki etkisine gelecek olursak okuduğum en iyi roman diyemem. Zaten neye göre kime göre? Kitapları sadece iyi olsunlar diye okumuyoruz. Bu kitabı beğendim, okunabilir. Fakat bazı kısımların fazla kurguya kaçtığını düşünüyorum. Şermin Yaşar, çok bilinen ve okunan bir yazar zaten. Dili herkese hitap ediyor. Akış gayet güzel, kısacık bir roman bir solukta okunabilir.
Keyifli okumalar.