birkitapbirsanat1

birkitapbirsanat1
@birkitapbirsanat1 Bazen okur, Bazen yazar, Bazen çizer, Bazen susar.
Türkçe Öğretmeni
Gazi Üniversitesi
Sakarya
304 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
8/10
·136 syf.·
2026 6. kitabı
“Dağda mı, çölde mi, denizin ortasında mı hiç fark etmez; boynuna bıçak çalınacak kurban benim. Teslim oldum. Şu kızcağızın, dışarıda sırasını bekleyen kurbanlıkların, benden sonra da gideceklerin yazgısı benim kanımla değişecek olsa! Birinci Dünya Savaşı sonrası başlayan karanlık bir dönem… Yoksulluk, eğitimsizlik, başka sebepler yüzünden daha çocuk yaşta hiç bilmedikleri bir ülkeye evlendirme yoluyla satılan kızların yürek burkan hikâyesi. Bu kitabı alırken hakkında hiçbir fikrim yoktu. Kapağındaki yazı dikkatimi çekince okumaya karar verdim. Ülkü Demiray, Hatice üzerinden bu trajediyi aktarmış. Kitap çok kısa ve dili şiirsel. Bu yüzden eksik parçalar var gibi, kurguda kopukluk değil ama daha çok şey bilmek istiyorsunuz. Bazı sayfalarda kısa kısa paragraflar olması günlük türünde yazılmış olabileceğini düşündürüyor. Hatice, Filistin yolu üzerinde konakladıkları yerde bir defter bulur ve buna yazmaya başlar. Bence biz onları okuyoruz. Daha uzun ve ayrıntılı olmasını isterdim. Yazarın dilini çok sevdim. Türk kızları Filistin’e gittikten sonra İsrail saldırıları başlıyor ve buradan da Ürdün’e, Mısır’a vs. göç ediyorlar. Birçoğundan haber alınamıyor… Alınan haberlerse çok üzücü… Bu konuyla ilgili birkaç video izledim, bazı yazılar ve yorumlar okudum. Ne yazık ki tarihte böyle karanlık bir dönem yaşanmış. Konuyla ilgili asıl bilgiler Neriman Cahit’in Araplara Satılan Kızlarımız” kitabında yer alıyormuş. Fakat satışı yok kitabın. Şu an “Kayıp Fetine” adında bir belgesel izliyorum. Kısacası yaralı kuşların hikâyesi… Okunmalı ve bilinmeli. #reklam #kıbrıs #türk #kitapalıntıları #ülküdemiray
Cümbezin KızıÜlkü Demiray · Bilge Kültür Sanat · 20242,014 okunma
7/10
·312 syf.·
2025 6. kitabı
Japonya’da doğan Etsu’nun -babası bir samuray olduğu için katı kurallarla büyüdüğü- Echigo’dan yazarın kendi aktarımıyla daha özgür hissedilen Amerika’ya uzanan hikâyesi… Kitabın ilk basımı 1925 yılında fakat kitapta Japonya’da Meiji Restorasyonu‘nun hâkim olduğu yıllar ele alınıyor. Restorasyon, Japonya’daki yaşamı oldukça etkiliyor ve Etsu’nun babasının da samuray olması siyasi çatışmaların ortasında kalmalarına sebep oluyor. Modern yaşamdan önce birçok ülkede olduğu gibi Japonya’da da kadın erkek arasında keskin bir şekilde hak ve görev farklılıkları görülüyordu. Kadınların sadece evleneceği erkeğe hizmeti için yetiştirilmesi, evlendikten sonra da kendi ailesinden kopması toplumda oldukça normal karşılanıyordu. Etsu da bu inançla büyüdü. Fakat kader onu daha farklı bir yoldan bu adanmışlığa itecekti. Amerika için dil eğitimi dahil uzun bir hazırlık sürecine girse de Japonya dışında bir hayata hazır mıydı? Yazar, Amerika vatandaşıymış zaten kitapta da Amerika hayranlığını görüyoruz. Japonya ve Amerika’daki kültür farkını ele alıyor. Yer yer Amerika’yı yer yer Japonya’yı eleştiriyor. İki tarafı da küstürmek istemiyor gibi. Kitabın dil ve anlatımına gelirsek yazarın dili oldukça akıcı fakat Japon kültürüne ait terimler sıklıkla kullanılmış. Açıklamaları da verilmiş olmasına rağmen geçmişten gelen kültürel ögeleri karşıladıkları için zihinde canlandırmak zor oluyor. Yazarın dili akıcı dedim ama okuyunca edebi cümle şöleni yaşamıyorsunuz. Buna rağmen okurken beni sıkmadı. Pürüzsüz, bir yolda acele etmeden sakin sakin yürürken bir arkadaşınızla sohbet ediyormuşsunuz hissi veriyor. Romanlarda beklediğimiz bir çatışma ve bu çatışmanın çözüme kavuşması gibi bir durum yok sanırım bu yüzden hep aynı tonda ilerliyor. Son kısımlara doğru ufak bir gerilim söz konusu ama hemen
Samurayın KızıEtsu Inagaki Sugimoto · Kapra Yayıncılık · 20253 okunma
3/10
·96 syf.·
2025 5. kitabı
“Ben ne okudum?” dedirten kitap. Mübalağa değil gerçekten ne okuduğumu anlamadım. Fransız yazar Cyrano de Bergerac 1619-1655 yıllarında yaşamış. Kitabı okurken birkaç sayfasını paylaşmıştım zaten. Anladığım( şüpheli) kadarıyla anlatacağım. Kitabın anlatıcısı aynı zamanda başkahramanımız Dünya dışında da yaşam olduğuna inanan ve bunu insanlara kanıtlamaya çalışan biri. Yine böyle bir ikna çabası içindeyken evine gittiğinde masasında bir yazarın Ay’dan gelen insanlar olduğunu anlatan kitabın tam da o sayfası açıkken bulur. Bu bir tesadüf olamaz diyerek Ay’a çıkmaya karar verir. Çünkü Ay aslında ayrı bir dünyadır. Buraya kadar normal Asıl olay buradan sonra başlıyor. Yapmak istediği yolculuğu şişelerin içine çiy taneleri koyarak ve kendine bağlayarak Ay’ın kendini çekmesini sağlayarak yapıyor. Orada bir yaşam olduğunu ama dünyadan tamamen farklı olduğunu görüyor. Kahramanımızı burada hayvan sanıp onu bir kafese kapatıyorlar çünkü oradaki insanlar iki ayağı üzerinde yürümüyor dört ayak şeklinde hayvanlar gibi yürüyor. Burada kendini anlatmaya çalışıyor, insan olduğunu farklı bir dünyadan geldiğini söylüyor ama inanmıyorlar. Birçok filozof ve alimle sohbet ediyor ve bu sohbetler hep bir tartışma olarak yansıyor. Yazar bu kitabı neden yazmış? Aslında bu kitap bir eleştiri kitabı. Büroksasi, din, sosyal hayat, gelenekler, yaşayış birçok alanda eleştiri yapıyor ama yaşadığı dönem düşünülürse bu eleştiriyi doğrudan muhatabına yapması kendisine zorluk çıkarabileceği için Ay’da paralel bir yaşam kurguluyor. Bu fikir de anlaşılabilir fakat kitapta o kadar tutarsızlık var ki zaten çok ütopik bir kitapken anlaşılması daha da zorlaşıyor. Kahramanın hayvan olduğunu başka dünyadan gelmediğini düşünüyorlar ama aynı zamanda bu paralel dünyadaki alimler gerçek dünyadaki filozofların
Öteki Dünya Ay Devletleri ve İmparatorluklarıCyrano de Bergerac · Kapra Yayıncılık · 202199 okunma
9/10
·80 syf.·
2025 4. kitabı
Çocukluğunuzda televizyonda ailenizle eski Türk filmlerini izlediğiniz o akşamın tadında, hayatta karşımıza çıkabilecek türlü tuhaflıkların Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın mizahıyla birleşmiş altı hikâyeden oluşan incecik bir hikâye kitabı. Kitabın ilk hikâyesi adı da olan İki Hödüğün Hikâyesi biraz Karagöz Hacivat tarzında iki arkadaşın başından geçen komik seyahati anlatıyor. İkinci hikâye “Nasıl Öldürdüler?” aslında üzücü bir hikâye. Bir eşeğin ömrünün son zamanlarını anlatıyor. Üçüncü bölümde yine bir yanlış anlaşılmanın ve Türk aile yapısında sıkça karşımıza çıkan ilişkilerin, çatışmaların birleşmesiyle komik bir hikâye olan “Müslüman Mahallesinde Bu İş Olur Mu?” ortaya çıkıyor. Dördüncü hikâye bir yazar ve yaşlı bir adamın arasında geçen dünyanın şeklinin tartışılmasını konu alıyor. Beşinci bölüm “Büyükana” bence çok hüzünlü bir hikâyeydi. Ailesinden torunu dışında kimse kalmayan bir kadının kalan ömrü anlatılıyor. ”Tövbeler Tövbesi” yine yanlış anlaşılma üzerine kurulmuş komik bir hikâye.
İki Hödüğün SeyahatiHüseyin Rahmi Gürpınar · Kapra Yayıncılık · 2021833 okunma
8/10
·159 syf.·
2025 4. kitabı
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın gençlik eserlerinden olup genellikle diğer kitaplarında kullandığı alışmış olduğumuz mizahi üsluptan farklı işleyişle yazdığı İffet 1896 yılında basılmıştır. Kitabın iki ön sözünden ikincisi özellikle Iffet’te hâkim olan ağır havayı açıklar nitelikte. Bu kısmın da okunmasını tavsiye ederim. Hüseyin Rahmi çocukluk ve gençlik yıllarının rastladığı dönem itibarıyla yazarlığını beslemiş olan sosyal çatışmaları, toplumsal sorunları kitaplarında mizahi bir üslupla eleştirmiştir ve bu konuda da gerçekten benzersiz bir bakış açısına ve üsluba sahip. Öyle ki Beşir Fuad, Ahmet Mithat Efendi gibi yazarların dikkatini çekmiştir. Ahmet Mithat Efendi’nin Gürpınar’a “manevi oğlum” dediğini yeni öğrendim. Kendisinin edebiyatımızda yeterince değer görmediğini düşünüyorum. Toplumsal çatışmalar, ekonomik sorunlar, ahlaki bozulmaların yanında karakterlerin iç dünyasını muazzam bir şekilde yansıtıyor. İffet romanı da sosyal çöküşün aynası aslında. Açlık ve yokluğun sebep olduğu çaresizliğin insanın psikolojisine ne derece tahribatı olacağını gösteriyor. Kitapta geçen şu cümle de aslında özet niteliğinde: “Fakirlik zordur. Ama buna bir de hastalık eklenince bu güçlüğün nasıl bir dehşet kazandığını gör.” Romanın başkahramanı İffet namus timsali bir karakterdir. Buradaki “namus” ifadesi sadece günümüzdeki tek bir anlama ve cinsiyete indirgenmiş anlamıyla kullanılmıyor aslında. Her anlamda ahlaklı bir birey için kullanılan ifade. Öyle ki açlıktan ölmek üzereyken bile kardeşinin ölmekten kurtulmak için yapmış olduğu bir hatayı kabullenemeyişi, onu cezalandırmayı düşünmesi de ahlaki açıdan kusursuz bir karakteri tanımlamak için kullanılmıştır diye düşünüyorum. Kitap, önceden varlıklı bir ailesi olan genç kadının babasının ölümüyle başlayan felaketler silsilesine annesi
İffetHüseyin Rahmi Gürpınar · Kapra Yayınları · 2022392 okunma