Bir yalanı ne kadar çok kişiye,ne kadar sık anlatırsan o kadar kolay gerçeğe dönüşüyordu.Benim hayatımda böyle ince ince yalanlarla örülmüş gerçeklerle doluydu.
Anlaşamadık. Anlaşamamak çok anlaşılır bir nedendi ayrılmak için ama kimseye bu kadar açıklama yeterli gelmiyordu. Daha geçerli sebepler istiyordu toplum bizden. Hiç değilse şiddetli bir geçimsizlik istiyordu. Oysa şiddetsiz, sessiz bir geçimsizlik de az şey değil ki. Aynı evi paylaşan, hiç konuşmadan, kavga etmeden, birbirine dokunmadan seneler geçiren insanların geçimi de geçimsizlik değil mi? Çiçeği ha bir günde koparıp atmışsın kökünden, ha yavaş yavaş solmasına izin vermişsin.
Denizlerin idamında hazır bulunmuş olan avukat arkadaşımız hapishaneye geldi ve o anları teker teker anlattı, biz de kayda geçsin diye her kelimeyi yazdık. Üç arkadaşımızı astıkları yetmiyormuş gibi bir de eziyet etmişler. Birbirlerinin idamını izletmişler. Ağızlarından bir pişmanlık sözü çıkmasını boşuna beklemişler ama hiçbiri öyle bir şey söylememiş, tam tersine bağımsız ve eşit bir Türkiye özlemini haykırmışlar.