Sermin Yaşar, Altı Harfli Bir Tatlı romanıyla okuyucuyu yine o kendine has, sıcak ve hayatın tam kalbinden yakalayan anlatımıyla selamlıyor.
Kitap, sadece bir hikaye anlatmakla kalmıyor; karakterlerin sevinçlerini, kırgınlıklarını ve büyüme sancılarını tanıdık tatlar ve kokular üzerinden şekillendiriyor. Sermin Yaşar’ın kelimelerle kurduğu muzip ama bir o kadar da hüzünlü bağ, roman boyunca okuyucunun burnuna taze pişmiş bir kekin kokusunu getirirken, bir yandan da insan ilişkilerinin karmaşıklığına dokunuyor.
Klinik psikolog Hariet LERNER'ın, her bölümünde kendinizden bir şeyler bulabileceğiniz, bazı metinlerin altını çizerek ve notlar alarak okuma isteğinizi artıracak kitabı. bence sadece kadınların değil erkeklerin de okuması gereken bir kitap.
Kitap. aile ilişkileri, iş ilişkileri ve romantik ilişkilerde öfkenin aslında çözülmemiş bir kaygıyı yansıttığını ve probleminin de tek bir şekilde değil bir kaç şekilde mümkün olabileceği anlatılmıştır.
özetle, herşeyi hissetmeye hakkınız var ama davranma şeklinizi kontrol edebilirsiniz demekte.Yapmalısın ya da yapmamalısın gibi bölümler barındırmakta ki belirsizliği daha iyi aydınlatmakta.
Sadece kadın öfkesini anlatıyor gibi bir algı var kesinlikle her bireyin okuması gerek bir kitap.
Roman, 1966-1976 yılları arasında Çin’de yaşanan Kültür Devrimi’nin getirdiği toplumsal değişimlerini en ince ayrıntısına kadar ele alıyor ve bunu yaşıyorsunuz.Kitap kurmaca bir hikaye olmasına rağmen bahse konu yılları ele aldığı için etkileyici ve gerçekçi öğeler barındırıyor.
Yayınlandığı tarihte toplumdaki kırılmaları ve yoksuluğu eleştirmesi sebebi ile Çin de yasaklanıyor.
Hikaye olayın baş kahramanı Fugui’nin dilinden yalın ve gündelik bir dille anlatıyor.Bu hikaye Fugui’nin kaybediş,kayboluş,yoksulluk,yıkım,pişmanlık ve ölüm hikayesi..
Okurken büyük etki bıraktı bende,yer yer sayfaları kapatıp okumayı bıraktım Fugui ve ailesine üzüldüm,çok kızdım yeri geldi sevindim.Bende onlarla birlikte tüm duygu durumlarını yaşadım.
1994 yılında Çinli yönetmen Zhang Yimou tarafından “To Live” (IMDb: 8.3) adıyla beyaz perdeyede uyarlanmış bu arada kitap.
Victor Hugo romantizm akımını benimseyen en ünlü fransız yazar /şair.
V.Hugo modern hukukun önemine ilişkin fikirlerini, aynı zamanda döneminin ceza anlayışına ve hukuk sistemine karşı duruşunu eserlerinde yer vermiştir.Bu duruşunu kitapta ki önsözde şu şekilde betimlemiştir.
”…öldürmek neye yarar? Hapishaneden kaçılabileceğini söyleyerek itiraz edeceksiniz, öyle değil mi? Nöbetçileriniz görevlerini iyi yapsınlar,demir parmaklıkların sağlamlığına güvenmiyorsanız hayvanat bahçelerini açmaya nasıl cesaret ediyorsunuz?”
”zindancının yeterli olduğu yerde cellada gerek yoktur...”
Sadece ön sözü ile bile okuyucuda büyük etki yaratmaktadır.
Hukuk sistemi eleştirisi şu sözlerlede vurgulamıştır V.Hugo “Acaba kralın adamları uygarlık sözcüğünden ne anlıyorlar? Uygarlığın neresindeyiz? Adalet üçkağıtçılık ve düzen bazlık yapacak kadar ,yasa yedek çözümler bulacak kadar alçaldı! Korkunç!
(((Kalemini satmayan bir yazar demekki:) ))
Yazar 1829 yılında yayınladığı bu eserinde de (Le Dernier Jour d'un Condamné) idam cezasına mahkum edilmiş bir adamın ;idam günü gelene kadar (6 hafta diye hesaplıyor kendisi romanda) ki sürede geçirdiği süreçteki ruh halini anlatıyor. “ Hey! Peki ya altı haftalık bu can çekişmeye, gün boyunca süren bu iniltiye ne demeli? Çok yavaş ve çok hızlı geçen o telafisi imkansız son günün endişelerine ne demeli “
Yazar bu süreci ve ruh halini öyle güzel tasvir ediyorki kendinizi o hücrede ve o duygulara kapılmış sekilde hissediyor ve tutsak ile birlikte adeta her gün kendinizi tekrar idam edip, karamsarlığı, umudu, basit bir sevinç ve ağır bir hüznü birlikte yaşıyorsunuz…
Ve kitabın en vurucu cümlesi”insanların hepsi belirsiz bir süre için ertelenen ölüm cezasına mahkumdurlar.”ölüm hepimizin için dostlar ama ecel ile gelen ölüm..
“Ölüm güç birşeydir,ölümün son