İnsan yalnızlaşıyor. Şöyle dikkatlice etrafınıza bir bakın. Kaç kişi bir diğerini
dikkatle dinliyor? Kaç kişi gönlünden geldiği gibi meramını ifade edebiliyor?
İnsan dili kötürüm ve kekeme bir hal almış durumda. Televizyonun uğultusu, cep
telefonunun zırıltısı, hayatın telaşı sahici bir konuşmayı giderek imkânsız hale
getiriyor. Oysa insan hikâyeler anlatmak isteyen bir varlık. Anlattığı hikâyelerin
yankılarını duymak isteyen, varoluşunu başkasının yüzünde seyretmek isteyen
bir canlı. Can, dilde hayat buluyor. Düşünürün söylediği gibi,‘dil varlığın evidir’
.
Yalnızlık ve kayıtsızlığı aşabilmek için pek
çok genç cinselliği kullanır. Bedensel yakınlık kişisel ilişkinin yerine konulmaya
çalışılır. Ruhunu katmadan, kendini adamadan, aidiyetten uzak cinsellik, Rollo
May’in harika ifadesiyle,“Duyarlılık olmadan duyum ve mahremiyet olmadan birleşme” ile sonuçlanır.
Hız uyuşturuyor. Artık her yerde ve hiçbir yerdeyiz. Orada ama buradayız.
Dostumuzla sohbetteyiz ama telefonun veya sohbet ağının ucundayız. Aslında
bütün varlığımızla bir yerde değiliz, parça parça orada ve buradayız
İçinde bulunduğumuz çağ,“şimdi”yi yaşamamıza fırsat vermiyor, her şey
gelecek için yapılıyor. Bu durumun bizde yarattığı zorlanma duygusu da, bizim
ihtiyaçlarımızın çocuklarımızın ihtiyacından önce gelmesine, bu yüzden onları
acele ettirmemize neden oluyor.