Bir yerlerden gelenler, bir yerlere gidenler, hepsi nereden bulup buluşturduklarını kavrayamadığım telaşlara adanmışlardı. Mütemadiyen koşturuyorlardı. Bu delişmen hevesi merak etmiştim daima. Çünkü ben koşacak kadar çok istemeyi bilmiyordum hiç kimseye, hiçbir şeye hiçbir yere varmayı.
Gözlerini devirip, az evvel söylediklerimi onaylayan kendi değilmiş gibi tıalaya tıslaya güldü. İnsan denen mahlukat, kendine başkasının gözünden bakmaya başlayınca nasıl da çirkinleşiyor.
Çünkü bazı sızılar bir defa başladı mı artık geçmiyor. Bazı yaralar hiç kapanmıyor. Bazı eller bazı saçları okşamayınca, bu minicik, aptal, önemsiz şey yaşanmayınca, bazı hayatlar geri dönüşsüz biçimde tarumar oluyor. Belki siz bunu bilmiyorsunuz. Umarım hiç öğrenmezsiniz. Bazı durumlarda sadece bilmeyenler yaşamayı beceriyor. Hayatta kalmakla yaşamayı becermek aynı şey değil.
Senin o karanlık dediğin şeyden herkeste var canım. Alayı da karanlığıyla yaşayıp karanlığıyla ölüyor. Televizyonda söylüyorlardı geçen, karadelikler yakınlarındaki yıldızlardan kopan parçaları yutarak büyüyormuş. Tıpkı insanlar gibi. İnsanlar da içlerinin karanlığını, ruhunu emdikleri başka insanların aydınlığıyla besliyor. Anlasana, herkes birbirinin katili. Ama sorsan, herkes Çobanyıldızı, herkes incitildi, herkes aldatıldı. Peki o zaman inciten kim, kim kırdı bunca insanı? Sunu kafana sok artık, kötülük bu türün hamurunda var.