Acıya alışalı çok oldu. Alışınca her şey varlığın bir parçası oluyor, duvarda baka baka görmez olduğun bir çatlak gibi, orada duruyor, biliyorsun, ama görmüyorsun.
Bunun memleket hasretiyle bir ilgisi yok, kendimi memleketsiz hissediyorum, zaten hasretini çekeceğim bir memleket de istemiyorum çünkü memleket bir anlamda ev demek. Oysa ev bende öldürücü denecek kadar mutsuz bir sessizlik çağrıştırıyor. Çocukluğumun zihnime kazınmış evini içindeki her şey ve herkesle, hatta sokağıyla, şehriyle birlikte unutmak istiyorum.
Ama unutmak açıp kapatabildiğim bir elektrik düğmesi değil, git deyince bellekten gitmiyor yaşananlar. Bu yüzden hayatım boyunca kendimden uzaklaşmak istedim, sürekli yalanlar uydurdum bunun için.