Ben uyuşturucudan hastanelik olsam babam gelir miydi? Herhalde gelirdi, bilmiyorum, belki de gelmezdi. Ama annem gelirdi. Hep geldi. Gelip iyileşinceye kadar bana baktı, çırpındı bakmak için, hatta o kadar iyi baktı ki bana ezildim, bu kadar iyi bakmasın istedim, sonra onu da borcuma yazdı, borcum kabardıkça kabardı. Babam hiç benim yanımda olmadı, ben hiç uyuşturucudan hastanelik olmadım, ama dövüldüm, çürüdüm, ben onları üzdüm, mahvettim, benim yüzümden yerlerinden yurtlarından oldular, ben de benim canımdan olanı onlara vererek ve verdiğim hiçbir şey yetmediği için hayatım boyunca çalışıp onlara bakarak borcumu ödemeye çalıştım, ama borcum öyle büyük ki öde öde bitmiyor.
El üstünde tutulmak istiyorsan her yerde yetişmeyeceksin dedim içimden, narin olacaksın, nazlı olacaksın, toprağını, suyunu, havanı beğenmeyeceksin, çabuk küseceksin, çabuk solacaksın ki solma diye üstüne titresinler. Bir avuç gübreye tamah edip yediverene dönüşmeyeceksin, mezarlıklara dikemeyecekler seni, mezarlık gülleri gibi yabani olmayacaksın.
Babamın mezarına üç kere aşılı gül fidanı diktim, babam beni korumamıştı, kollamamıştı, evdeki yerimin bir somyayla bir sepet olmasına göz yummuştu, belki farkına bile varmamıştı ama ben gene de babamın mezarı diye gül diktim. Hepsi birkaç ayda yabanileşti, sapları upuzun uzadı, taçyaprakları azaldı, vahşi mezarlık gülleri oldular.
Sonra başka mezarlara baktım, bütün güller yabangülü olmuş.
Demek ki ölüler güllere iyi gelmiyor.
Her gün "kurtul hepsinden," diyor, "yeter artık, ne mecburiyetin var? Biraz da kendini düşün, yıllarca sömürdüler seni, hâlâ sömürüyorlar, anlamıyor musun?"
Anlıyorum Eda, ben seni anlıyorum da sen beni anlamıyorsun.
Gül gibi bakılmışsın sen, sevilmişsin, pamuklara sarılmışsın, bu yüzden anlamıyorsun. Anlatamayacağım şeyler var diyemiyorum, hatırlamadan tek bir gün geçirebilmek için aklımı kaybetmeye bile razı olduğum şeyler var.