"Tam kibriti çakacaktım ki beni durdurdu. Yatakların üzerinde incecik, kirli bir yorgan vardı. O ince kumaştan dar bir şerit kesip sıkıcı dürerek uzun ve ince bir silindir haline getirdi. Her türlü değerli olan kibritle yaptığı şey buydu. Sıkı görülmüş keten kumaştan oluşan silindir alevlenmedi. En ucunda için için yanan bir kor oluştu. Sıcaklığını saatlerce koruyabilecek bu kora hücredaşım "kav" dedi. Kav söyleyecek gibi olursa hemen yenisi yapılıp eskisinin ucuna yaklaştırılıyor, böylece kor devam etmiş oluyordu. Öyle ki ateşin nasıl korunabileceği konusunda Prometheus'a bile ders verebilirdik."
"Ey hapishaneye yolu düşmüş olanlar, şunu bilin ki büyük bir cezaevinin içindeki hareketiniz, ortaçağda icra-i faliyet eden tüccarlar kadar kısıtlıdır. Cezaevinin içinde canınızın çektiği gibi hareket edemezsiniz. Birkaç adımda bir koca Çelik kapılarla karşılaşırsınız ve o kapılar hep kilitlidir."
"Gözlerini yukarı çevirip baktığında beton bir tavan ve kablolarla borudan oluşmuş küflü bir labirent yerine, üzerinde aniden açılı veren koyu mavi bir sema görmek, nasıl bir duygu olabilirdi? Ve yıldızlar! Hayatını hiç Yıldız görmemiş bir insan sonsuzluk nedir hayal edebilir miydi? Hem de sonsuzluk kavramının, geceleyin gökyüzünün ihtişamı karşısında büyülenen insanlar arasında ortaya çıkmış olması en yakın ihtimalken. Milyonlarca parlak ışık, gümüş birer çivi gibi koyu mavi kadifeden bir kubbeye çakılmıştı sanki.'
"Nöbettesin, ateşin yanına oturmuş ısınıyorsun. Birden tünelin herhangi bir yerinden, derinlerden, tekdüze, bu tıkırtılar duyuyorsun. Önce belli bir uzaklıkta ve hafif, ardından daha yakında ve kuvvetli. Ve birden, kulak zarını patlatacak kadar yakından, korkunç bir inleme, sanki mezardan gelen Bir feryat duyuluyor."