Baştan uyarayım, konu Metro olunca çenem düşüyor. 3 kitap için ortak inceleme yazmak istedim. Yer yer oyunla da kıyaslayacağım tabi ki çünkü ben de Metro'nun oyunları sayesinde tanıdım bu kitap serisini.
Sene 2012. O zamanlarda da şimdiki gibi anakartı gitti gidecek,
Super Mario'ya girsen Nasa roketinin kalkarken çıkardığı ses kadar dışarıya gürültü yayan fana sahip aşırı uyduruk bir laptopum vardı. Ne oynasak diye bakıyorum, ortada da çok oynanılabilecek oyun yok, malum yeni çıkanlar sistem zorluyor zaten fazlasıyla. İnternet kafeye gittim. Yanımda 16 gb flaş bellek var. Bilgisayardaki korsan oyunları flaşa atıyordum (hangi birimiz korsan oynamadık ki?). Metro'yu gördüm, e bunu da atalım nasıl olsa boş yer var oynayıp sileriz dedim. Eve geçtim, taktım bilgisayara oynamaya başladım. Türkçe yaması da vardı, tüm hikayeyi takip edebiliyordum. O yaşlarda benim için bu aşırı yeni bir şeydi, hatta beklenmedik bir olgu desek yeridir. Kardeşim oyun oynuyoruz, hikaye ne alaka? Oyun denince aklıma hep vurdulu kırdılı, görev al onu yap geri gel, vakit harca, sinirlen fareyi masaya çarp, boş zamanını daha da boş hale getir... tarzındaki bir aktivite geliyordu. İşte Metro bende bu düşünceyi kafamdan sildi attı. İnanılmaz bir hikaye anlatımı, olaylar arası geçişler, ortamın metro ortamına birebir adapte edilmesi, gerilim, yaratıklar, silahların vuruşlarındaki tokluk hissi, gaz maskesinin süresinin az olmasından dolayı radyoaktiviteye maruz kalmamak için koşa koşa ilerlemeye çalıştığın bölümler, mermilerin çevrede az bulunmasından dolayı sadece kafasına nişan alarak vurduğun yaratıklar, vurucu bir son... her özelliğiyle güzel bir oyun. Ki bazı oyunlar var, oturup hüngür hüngür ağlamanıza sebep olur; mesela To The Moon. Oyunlarla ilgili sabaha kadar da konuşurum ama konumuz bu