Deniz Banoğlu

Deniz Banoğlu

YazarÇevirmen
7.9/10
399 Kişi
·
739
Okunma
·
0
Beğeni
·
553
Gösterim
Adı:
Deniz Banoğlu
Unvan:
Türk Gazeteci Yazar
Doğum:
İstanbul
İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı’nı bitirdi. Alman Akademik Değişim Bursu’yla (DAAD) iki yıl Köln Üniversitesi’nde okudu. “Yeni Gazete”yle 1964’te gazeteciliğe başladı, daha sonra “Hayat” mecmuası ve “Tercüman” gazetesinde çalıştı. Almanya’daki Türk çocuklarının eğitimi konusunda yaptığı araştırmayla, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin araştırma dalında birincilik ödülünü aldı (1975). Akbank kültür sanat danışmanı olarak bu banka adına “Akkadın” dergisini çıkardı, daha sonra Felek Yayınları adına yayımlanan “Kongre” dergisinin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Gazete ve dergilerde yayımlanmış çok sayıda makalesi, röportajı, inceleme ve araştırması bulunan yazar, halen serbest gazeteci olarak “Cumhuriyet” gazetesinde köşe yazıları yazmakta, çeşitli yayınevlerine çeviriler yapmaktadır. Banoğlu’nun ayrıca “Bir Şey” adlı bir de şiir kitabı vardır.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
568 syf.
·Beğendi·9/10
3 kitaplık bir seri bu eserler. Tür olarak distopya geçse de kesinlikle değil. Adından anlaşılacağı üzere gelecekte nükleer yıkım sonrası insanların yeryüzünde radyasyon, mutasyona uğramış dev canavarlar nedeniyle metro istasyonların da yaşamasını konu alıyor. Açıkçası yazarın betimlemeleri nedeniyle böyle bir hayat olursa intihar edebileceğimi düşündüm. 1 metre-karelik odalar, devamlı karanlık olan metro istasyonları, naziler, karaderili hikayeleri, insanların yaşam standartları, metro dışında oksijenin zehirli olması, gaz maskesiyle dışarı çıkılması, insanların bir ekmek için bile birbirini öldürebilme kapasitesi, mutasyona uğramış canavarlar. Böyle bir yerde hayatta kalmayı hayal ettikçe içime korku doldu. Başta belirtmiştim kitap distopya olarak gözükse de değil. Bir yerde bakıyorsun siyasete girilmiş, bilim-kurguya dönmüş, fantastik olmuş, gerilim-polisiye derken her şeyden içinde barındıran bir kitap serisi bu seri.
İstasyonların koruyucusu olarak görevlendirilen savaşçılar mevcut eserde. Bir yandan yeraltı tünellerine sızarak onları öldürmek isteyen yer üstü canavarlarına karşı mücadele verirken bir yandan dilden dile dolaşan ve efsane mi gerçek mi olduğu bilinmeyen karanlık tünellerde yaşayan karaderililer, dev sıçan ve solucanlar gibi değişik mutasyona uğramış yaratıklara karşı savaşıyorlar. İşte tüm bu paranormal olayların tam ortasında, önünde çok önemli bir görev ve yeraltı dünyasını kurtarmanın sorumluluğunu sırtlanmış bir kahraman olan Artyom var.
Artyom'un iç dünyası... Üçüncü bir şahıs açısıyla anlatılsa da karakterin iç dünyasını o kadar iyi anlatıyor ki kitap(kitabın içinde bulunan harita da buna etken), karakteri yaşıyorsun. O korkularını, duygularını, hissettiklerini.
Bu kitabın sonu öyle bir yerde bitiyor ki bir daha ki kitabı okumak için bu kadar meraklandığımı hissetmemiştim bir seri de.
Tabiki eksiklikleri var. Bazı yerlerdeki diyalog kopuklukları, fantastik öğelerin çokluğu falan filan. Fantastik- sever olduğumdan beni kendine daha çok bağladı bunlar. Neyse uzun incelemeler çoğu okuyucu tarafından sevilmez. Kitapla ilgili daha çok anlatılacak şey var. Ayrıca oyun serisi de var kitabın. Denemek isteyen olursa diye söylemek istedim :)
568 syf.
·35 günde·7/10
Metro 2033. İsminden de anlaşılacağı üzere günümüz dünyasından çok farklı yıllar sonraki dünyayı konu ediniyor. Dünyanın bundan yıllar sonraki halini ve basit bir yeraltı distopyası beklerken, içinde siyasetten tarihe, bilim kurgudan fantastiğe, gerilimden polisiyeye kadar bir çok karışık türün örneklerini barındıran bir kitaptır kendileri. Kitap “turşu” gibi olmuş tabiri caizse, yazar ne bulduysa katmış kurgunun içine. :)

Olaylar Moskova metrosunda geçiyor. İnsanların sebep olduğu kirlilikler ve radyasyon sonrası yeryüzünün yaşanılmaz hale gelmesi üzerine insanlar radyasyonun ve dünyada radyasyon sonrası mutasyona uğrayan varlıkların olumsuz özelliklerinden kaçmak üzere yeraltı metrosuna sığınırlar ve kendilerine orada yepyeni bir dünya kurarlar. Yanlarında ise yeryüzünden mümkün oldukça şeyi yanlarında götürürler yaşalarına devam edebilmek için. Yaşamak için yiyecekler, beslemek ve yararlanmak için hayvanlar ısınmak için sobalar ve odunlar… Buna rağmen yanlarında götüremedikleri şeyler de vardır. Örneğin; güneş ışıkları, tertemiz oksijen, ağaçlar… Ancak yeryüzünde onları bekleyen tehlikenin yanı sıra yeraltının karanlık dünyasında da birtakım tehlikeler insanları rahat bırakmamaktadır. İstasyonların koruyucusu olarak görevlendirilen savaşçılar, bir yandan yeraltı tünellerine sızarak onları öldürmek isteyen yer üstü canavarlarına karşı mücadele verirken bir yandan dilden dile dolaşan ve efsane mi gerçek mi olduğu bilinmeyen karanlık tünellerde yaşayan ruhlar, dev sıçan ve solucanlar gibi değişik mutasyona uğramış yaratıklara karşı savaşmaktadırlar. İşte tüm bu paranormal olayların tam ortasında, önünde çok önemli bir görev ve yeraltı dünyasını kurtarmanın sorumluluğunu sırtlanmış bir kahraman olan Artyom bulunmaktadır.

Baş karakter olan Artyom’un iç dünyasının kitapta çok güzel aktarıldığını söyleyebilirim. Onun korkuları, iç dünyasında yaşadığı şaşkınlıklar, sorular, kafa karışıklıkları, rüyaları çok güzel tasvir edilmiş. Ancak yine de karakteri çok benimseyip sımsıkı bağlanamadım ve bu yüzden kitabı içime sinerek okumadım pek. Başlarda güzel ve gizemli bir kitap olarak ilerliyor. Kitapta en arka ve en ön sayfada metro istasyonunu gösteren detaylı bir harita var. Buna bakarak kitabı ve karakterlerin yaşadığı maceraların nerede nasıl geçtiğini gözünüzde canlandırmak daha kolay oluyor. Bu kitabı orijinal kılan bir yön olmuş. Sanırım yazar kafasında bir dünya yaratmış bu dünyayı gerçek dünya ve gerçek dünyadaki yıkımlar, savaşlar, siyasi bölünmelerle kitaptaki dünyadaki karakterler ve çatışmalarla alegorik yolla özdeşleştirmeye çalışmış. Siyasi yönü de ağır basan kitap bu yüzden Metro. Mutasyona uğramış canavar fikrinde bir sorun görmesem de yazarın çok fazla fantastik ögeye başvurmuş olması da biraz itici geldi bana. Yine de dünyanın olası sonunu ve yeraltı dünyasını çok iyi kurguladığını düşünüyorum.

Kitapta üçüncü bakış açılı anlatım vardı çok akıcı olmasa bile güzel bir dili vardı. Bazı yerlerde okurken kopukluk hissettim özellikle diyaloglar arasında bağlantı sorunları oluyordu. Kitap belli yerlerde çok meraklandırıp akıp gidecek kadar sürükleyici, belli yerlerde ise tıkanıp kalıyor ve bir türlü ilerlemiyordu. Sonu farklı ve merakta bırakacak şekilde bittiKarmaşık, farklı ve özgün bir distopya sevenler için önerebileceğim türden bir kitap. Detaylı yorumlar için: http://yorumatolyesi.blogspot.com/...33-kitap-yorumu.html
400 syf.
·250 günde·Beğendi·6/10
Nazi zulmünden kaçan bir Alman Yahudi ailenin dramı. Rahat bir hayata alışkın olan ailenin, Afrika’nın zor şartlarına alışma çabaları çerçevesinde gelişen olayları ve eve dönüş hikayelerini anlatıyor. Kitap küçük kızlarının anlatımı ile daha da keyifli bir hal almış. Ailesiyle beraber vatanından ayrılıp Kenya’ya yerleşen küçük Regina’nın Owuor ile kurduğu sıcak dostluk gerçekten keyifle okunuyor. Tabii ki kitabın gerçek yaşam öyküsünden alınmış olması gerçekten de bunlar yaşanmış mı diye soruyor insan kendime. Aslında dünya tarihine baktığımız da savaşın ne getirisi var ? Hiç bir şey sadece yaşanan acılar.. Unutmadan söyleyeyim alınan bir kaç siyasi başarı vardır mutlaka ama ben bunu pek başarı olarak değerlendirmiyorum. Stefanir Zweig her zaman akıcı ve sade bir dil kullanmıştır zaten. Afirka'nin hiçbir yerinde adlı kitabında da bu kuralı bozmamış. Okudukça bir şeyler öğreten, bazen duygulandıran bazen de gülümseten sıcacık bir kitap olmuş. Özetle okumanızı tavsiye ederim.
568 syf.
·Puan vermedi
Nükleer bir felaket sonrası yaşananları konu alan olay dizisinde hayatta kalabilen insanların yeni dünyada (metro hattında, kitapta harita da ekli) tek bir amacı var : hayatta kalmak . Kitap kısa sürede sizi kendisine bağlayacak kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Bilgisayar oyunlarına meraklıysanız yine aynı isimde oyunu da var.
Karakter tasarımı ve olay örgüsü olarak iyi bir kitap ama bazen gereksiz betimlemeleriyle sıkıyor. Post apokaliptik bir evrende geçen bu kitap bu tür evrenleri sevenler tarafından okunabilecek iyi bir eser
568 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Her metroya indiğimde aklıma gelen kitap. Dünya yüzeyinin yaşanamayacak kadar kötü duruma düşünce insanlarda metro tünellerinde yaşamaya başlarlar. Elbetteki yalnız değillerdir. Sonunda o kadar şaşırmıştım ki... Severek okuyacağınızdan eminim.
400 syf.
·Beğendi·8/10
Stefan Zweig,
Yazarımızın 400 sayfalık olan bu kitabı Okuduğum en uzun eseri oldu.
Zweig'ın 1939'da yayımlanmış kitabının orjinal ismi. türkçede önce "acımak" sonra "acı duygular", ingilizcede ise "beware of pity" adı altında basılmıştır. aynı kitabın, "kalbin sabırsızlıgı" ve "tehlikeli merhamet" adlarıyla da basımları bulunmaktaymış.
Zweig'in en sevdiğim özelliği hissetmediğiniz bütün duyguları onun sayesinde hissetmeye başlıyorsunuz. Merhamet, yanlışlıkla başlayıp pişmanlıkla sona eren bir trajedi. Zweig, merhamet duygusunun yaratıcılığı ve yok ediciliği üzerine düşünmeye çağırıyor okurlarını.
Acıma duygusunun veya herhangi bir duygunun abartılması halinde ne kadar tehlikeli olabileceğini müthiş psikolojik analizlerle ortaya koymuş.Kitap için bir merhamet anatomisi demek de mümkün. merhamet duygusunun kalbinizi esir alacak denli güçlü olmaya başlamasının öyküsü.

“İki çeşit merhamet vardır: zayıf, duygusal olanı, bir yabancının ızdırabı karşısında kalbin duyduğu üzücü sarsıntıdan bir an önce kurtulmak için gösterdiği sabırsızlıktır.
Böyle bir merhamet acıyı paylaşmaz, ruhun yabancı bir acıya karşı kendini savunma içgüdüsüdür sadece. Asıl değerli olanı, duygusallıktan uzak, ama, yaratıcı merhamettir; ne istediğini bilir, sabırla, acıyı paylaşarak, gücünün son damlasına kadar, hatta gücünün de ötesinde her şeye katlanmaya kararlıdır.”

Kötürüm bir kızın sevgisinden ne zarar gelir? Yaşlı bir adama acımak ne kadar zor olabilir? Teğmene çok kızıyorum Hayatlarına hiç girmemiş olsaydı belki her şey bambaşka olabilirdi. Teğmeninde dediği gibi:
"Beceriksizliğimin nerede bitip kabahatimin nerede başladığını bunca yıl sonra bile kestiremiyorum. sanırım hiçbir zaman da bilemeyeceğim."
Kitabın hemen başında yer alan bu sözler herkesin hayatından bir döneme ışık tutar.

İnsan bir çok hayata dokunup kırdıktan, parçalandıktan sonra hiç bir şey olmamış gibi hayatlarına devam edip unutacaklarını sanıyorlar. Ama hesaplamadıkları unuttukları en önemli şey vicdanlarını asla susturamayacakları...
Çünkü bu dünyada "Vicdan hatırladıkça, hiçbir suç unutulmaz".
568 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
2312'den sonra ilaç gibi gelen post-apokaliptik destan. Baş karakterin varoluşla ilgili geliş-gidişlerini, sona ermekte olan dünya yaşamını anlamlandırmadaki zorluklarını herşeye rağmen hayatta kalanların son umudu Moskova metrosu sahnesinde anlatan başarılı bir epik. Hep "Batı" veya İskandinav kaynaklı bilimkurgu/fantazi türüne alışmış ama içten içe sıkılmış bana ferah bir nefes aldıran roman. Umarım 2034 ve 2035 'de aynı yoğunluk ve edebi dil ile devam eder. Okuyun ve üzerine düşünün derim.
513 syf.
·1 günde
Metro 2034, ilk kitap kadar heyecan vermiyor.
Hunter yanına Homer ile genç Ahmet‘i de alarak keşfe çıkıyor.
Söylemeyi unuttum; Ahmet yeni karakterimiz tabi daha çok karakter çıkıyor ortaya.
Keşfe çıktıkları sırada salgın bir hastalık olduğunu öğreniyorlar.
Kan ve barut kokusu alıyorsunuz bol bol.
Çok fazla diyalog yok hatta bir yerden sonra sıkılıyorsunuz :( Karakterlerin düşünceleri ve davranışları sürekli bir döngü içerisinde. Tartışma da çıksa çatışma da düşünceler hiç değişmiyor ve bu tekrarlandığı zaman sıkılıyorsunuz.
Ah! Unutmadan birde aşk hikayemiz mevcut :) Kötü çocuğumuz olan Hunter'a aşık bir kızımız var. -_-
Keyifli okumalar :)
513 syf.
·7 günde·5/10
Metro 2033 benim için fazla mükemmeldi. Beklentimin üstündeydi ve heyecanla okudum fakat Metro 2034 böyle olmadı. Gerçekten sıkıldım ve kitap elimde süründü. 2033'le pek bağlantılı bulamadım ama bir iki şey için okunması gerektiğini düşünüyorum. Kitapta fazlaca sıkılmama rağmen yine de sonu beni tatmin etti ve beğendim ama gerçekten pek de gerekli bir kitap gibi gelmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Deniz Banoğlu
Unvan:
Türk Gazeteci Yazar
Doğum:
İstanbul
İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı’nı bitirdi. Alman Akademik Değişim Bursu’yla (DAAD) iki yıl Köln Üniversitesi’nde okudu. “Yeni Gazete”yle 1964’te gazeteciliğe başladı, daha sonra “Hayat” mecmuası ve “Tercüman” gazetesinde çalıştı. Almanya’daki Türk çocuklarının eğitimi konusunda yaptığı araştırmayla, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin araştırma dalında birincilik ödülünü aldı (1975). Akbank kültür sanat danışmanı olarak bu banka adına “Akkadın” dergisini çıkardı, daha sonra Felek Yayınları adına yayımlanan “Kongre” dergisinin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Gazete ve dergilerde yayımlanmış çok sayıda makalesi, röportajı, inceleme ve araştırması bulunan yazar, halen serbest gazeteci olarak “Cumhuriyet” gazetesinde köşe yazıları yazmakta, çeşitli yayınevlerine çeviriler yapmaktadır. Banoğlu’nun ayrıca “Bir Şey” adlı bir de şiir kitabı vardır.

Yazar istatistikleri

  • 739 okur okudu.
  • 50 okur okuyor.
  • 509 okur okuyacak.
  • 38 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları