Saturn

Elest: Allah'la yaratılışları sırasında insanlar arasında yapıldığı kabul edilen sözleşme için kullanılan bir tabir. Elan (veya elân): Arapça kökenli olup "şimdi, şu anda, hâlâ, henüz, daha" anlamlarına gelen bir belirteçtir. Genellikle geçmiş metinlerde "halâ" manasında kullanılır. Esatir: Mitoloji. Monografi: Ünlü bir kimsenin yaşamını, bir yazarın, sanatçının yaşamını ve yapıtlarını ya da herhangi bir alanda tek bir konuyu ele alan ve onu özgün bir görüşle inceleyen uzunca inceleme yazısı. Sekr: Kulun Allah'ın yarattıkları karşısında kendinden geçmesi o Sahv: Şuur haline tekrar dönülerek manevî sarhoşluktan ayılmayı ifade etmektedir. Cenup: Güney. Şimal: Kuzey. Vakayıname: Olayların günü gününe yazılı bulunduğu yapıt. Plütokrasi: Plütokrasi veya varsıl erki (Yunanca πλοῦτος, ploutos + κράτος, kratos), yönetme erkinin maddi açıdan üstün kişilerce paylaşılmasını öngören oligarşik bir yönetim biçimidir. İstinsah: Bir yazıya, yapıta bakarak örneğini elle çıkarma, aynısını yazma, kopya etme. Konvansiyonel: Anlaşmaya dayalı, anlaşmayla ilgili, anlaşmalı, uzlaşmalı. Anlık: 1- Duyudan ve istençten ayrı olarak var olan bilme yetisi. 2- Akılla ölçme, yargılama, kavrama, anlama gücü. Anlak: 1- İnsanın anlama, düşünme, algılama, akıl yürütme, yargılama ve çıkarsama gibi yeti ve yeteneklerinin tümü. 2- Anlama gücü. Obskürantizm (Bilmesinlercilik): Hakikatin toplumun bazı sınıf ve kesimlerince bilinmesinin kasıtlı olarak önlenmesidir. Burgaç: Su ya da hava akıntısının, önüne bir engel geldiğinde ya da karşılıklı olarak çarpıştıklarında çukurlaşarak, dönerek oluşturdukları çevrinti. (Anafor, girdap) Vuslat: Sevgiliye kavuşma, ulaşma. Katalepsi: Dış uyaranlardan bağımsız olarak kas sertliği ve duruşun sabitliği
Saturn
Biyokozmik: İnsanın biyolojik yaşamı (doğum, cinsellik, büyüme, ölüm) ile evrenin (kozmosun) ritimleri arasındaki sarsılmaz bağı ifade eder. Eliade’ye göre "arkaık insan" için yaşam sadece biyolojik bir süreç değildir; evrensel bir ritmin parçasıdır. Görüngü (fenomen): Duyularla algılanabilen, gözlemlenebilir her türlü doğa, deney veya insan tecrübesi olayıdır. Özü gereği "görünüş"ü ifade eder; nesnenin zihinsel çabayla algılanan hâlidir. Felsefede, özellikle Kant felsefesinde, bilincin kavradığı "görünüşler dünyası"nı ifade eder ve "numen"in (kendinde şey) karşıtıdır. Mana: Eliade’ye göre Mana, nesnelerin veya kişilerin sıradan varoluşlarından sıyrılarak sahip oldukları o "gizemli, etkili ve nesnel güç"tür. Bu kavram, her şeyden önce bir ontolojik (varlıksal) yoğunluğu ifade eder. Arkaik insan için dünya, sadece fiziksel maddelerden ibaret değildir; bazı varlıklar veya nesneler, kozmik bir gücü barındırdıkları için "gerçek" kabul edilirler. Mana, bir şeye "kutsallık" vasfını kazandıran anonim ve gayrişahsi bir kuvvettir. Örneğin, bir taşın mana sahibi olması, onun sadece bir mineral kütlesi olmaktan çıkıp, evrensel bir gücün taşıyıcısı haline gelmesi demektir. Eliade bağlamında mana, hierofani (kutsalın tezahürü) sürecinin temel yakıtıdır; bir nesne mana ile dolduğunda, o artık dindışı (profan) dünyadan kopmuş ve mutlak gerçekliğin bir parçası haline gelmiş olur. Numina: Aslen Rudolf Otto tarafından kavramsallaştırılan ancak Eliade’nin "kutsalın deneyi" analizlerinde merkezî bir rol oynayan Numina, kutsalın insan ruhunda uyandırdığı o sarsıcı ve akıl dışı duyguyu tanımlar. Eliade, numinosum’u insanın kutsal karşısındaki dehşet (mysterium tremendum) ve hayranlık (mysterium fascinans) arasındaki git-gelleri olarak görür. Bu, insanın rasyonel olarak açıklayamadığı, kendisinden tamamen farklı olan (Wholly Other / Tamamen Başka) bir güçle karşılaşma anıdır. Numina, kutsalın sadece bir "fikir" değil, aynı zamanda insanın varlığını kökten sarsan, onu hem korkutan hem de kendine çeken ham bir deneyim olduğunu vurgular. Eliade’nin düşüncesinde numina tecrübesi, insanın sıradan zaman ve mekândan koparak "illud tempus" (o ilk an / kutsal zaman) ile temas kurmasını sağlayan o psikolojik ve ruhsal şok dalgasıdır. Profan (dindışı): Kutsalın tam zıddı olarak konumlanan, hiçbir metafiziksel anlam veya ontolojik derinlik barındırmayan "sıradan" gerçeklik alanıdır. Modern ve seküler insanın yaşam alanı olan profan dünya, nesnelerin sadece fiziksel özellikleriyle var olduğu, zamanın çizgisel ve geri dönülemez şekilde aktığı, mekânın ise homojen (her yerin birbirinin aynısı olduğu) bir düzlemi ifade eder. Eliade’ye göre profan dünyada bir nesne sadece "şey"dir; bir ağaç sadece odun, bir kaya sadece mineraldir. Bunlar kendilerinden başka hiçbir yüksek hakikate işaret etmezler. Profan durumun en belirgin özelliği "gerçeklikten yoksunluk"tur. Arkaik insan için sadece kutsalla temas eden şeyler "gerçek" iken, profan olan her şey geçici, illüzyon ve anlamsızdır. Eliade, modern insanın profan dünyada hapsolmasını, insanın kozmik ritimden ve varoluşsal merkezinden kopması olarak niteler. Profan dünyada yaşayan birey için hayat, dikey bir derinlikten yoksun, yatay bir düzlemde ilerleyen ve sonunda ölüme çıkan amaçsız bir süreç haline gelir. Ancak Eliade şunu da ekler: Modern insan ne kadar dindışı olduğunu iddia ederse etsin, hayatının gizli köşelerinde (batıl inançlar, hobiler, bayramlar gibi) hala kutsalın ve arkaik davranış kalıplarının kırıntılarını (profanlaşmış hierofanileri) farkında olmadan yaşatmaya devam eder. Hiyerofani: Kelime anlamıyla "kutsalın (sakralın) tezahür etmesi" demektir. Eliade’ye göre bu, dindışı (profan) dünyaya ait sıradan bir nesnenin (bir taş, bir ağaç, bir nehir veya gökyüzü), birdenbire "tamamen başka" bir şeye dönüşerek kutsallığı yansıtması olayıdır. Bir hiyerofani anında nesne fiziksel olarak değişmez (taş hâlâ taştır), ancak dindar insan için o nesne artık mutlak gerçekliğin ve tanrısal gücün bir taşıyıcısı haline gelmiştir. Eliade, bu durumu dinler tarihinin en büyük paradoksu olarak tanımlar: Kutsal olan, kendisini dindışı bir nesne aracılığıyla sınırlandırarak insanlara gösterir. En basit taş hiyerofanisinden, en karmaşık enkarnasyon (tanrının bedenleşmesi) inançlarına kadar her şey birer hiyerofanidir. Bu olay gerçekleştiğinde, o nesne artık Mana (doğaüstü güç) ile yüklenir ve insan üzerinde Numina (sarsıcı hayranlık ve korku) etkisi yaratır. Kısacası hiyerofani, "gökyüzünün yere değdiği" ve sıradan olanın ebedi olanla yer değiştirdiği o kırılma noktasıdır. Epifani: İlahi bir varlığın, kutsal bir gücün veya derin bir hakikatin aniden ve çarpıcı bir şekilde görünür hale gelmesidir. Her epifani bir hiyerofanidir (çünkü kutsal görünmüştür), ancak her hiyerofani bir epifani değildir (çünkü hiyerofani sadece bir nesnenin kutsal kabul edilmesini de kapsar). Dini bağlamda Tanrı'nın (özellikle İsa'nın) insan formunda dünyada tezahür etmesini ifade ederken, modern kullanımda daha çok zihinsel bir aydınlanma anını ifade eder. Ontofani: Kutsalın varlık ve gerçeklik olarak tecelli etmesidir. Yunanca varlık anlamına gelen ontos kökünden gelir. Eliade bağlamında ontofani, bir nesnenin veya mekânın kutsal ile temas ederek "gerçeklik" kazanmasıdır. Kutsal olan, kaostan uzak ve mutlak olduğu için, ontofani aracılığıyla nesneler gelip geçicilikten kurtulup gerçek bir varoluş statüsü kazanır. Kratofani: Kutsalın bir güç veya enerji olarak tezahür etmesidir. Yunanca güç anlamına gelen kratos kökünden gelir. Eliade’ye göre bu, kutsalın insanı sarsan, dehşete düşüren veya hayran bırakan "ezici gücünün" (örneğin fırtına, yıldırım veya devasa bir kaya aracılığıyla) kendini göstermesidir. Lingam (veya Linga): Hinduizm'de Şaivizm geleneğinde Tanrı Şiva'yı temsil eden, genellikle taş veya metalden yapılan silindirik, soyut bir semboldür. Yaratıcı ve yok edici gücü simgeleyen lingam, dişil enerjiyi temsil eden ve sıvı sunuların toplandığı "yoni" platformu üzerinde yer alır. Ayrıca, "lingam masajı" olarak bilinen, erkek cinsel enerjisine odaklanan rahatlatıcı bir masaj türünü de ifade edebilir. Kozmokrat: Küresel ölçekte yönetim veya etki gücüne sahip, dünya vatandaşı kimliğiyle sınırları aşan, farklı kültürler ve inançlar arasında arabuluculuk yapabilen yeni nesil "dünya hükümdarı" veya "küresel yönetici" anlamında kullanılan bir kavramdır. Vulva: Kadın cinsel organlarının dışarıdan görünen kısmına verilen isimdir; klitoris, iç/dış dudaklar, idrar yolu ve vajina girişini kapsar. Vajinadan farklı olarak dış genital yapıyı oluşturan bu bölge, cinsel haz, idrar çıkışı ve üreme fonksiyonlarında temel rol oynar. Genellikle "dış genital bölge" olarak adlandırılan bu bölge, oldukça hassas bir doku yapısına sahiptir. Onerik/Onirique: Türkçede psikoloji ve sinema gibi alanlarda kullanılan, "rüya ile ilgili" veya "rüya gibi" anlamına gelen teknik bir terimdir.
Reklam
Felsefe, benim sözcükten anladığım şekliyle, teoloji ile bilim arası bir şeydir. Teoloji gibi, sağlam bilginin şimdiye kadar kesinleştirilemediği konulara yönelik spekülasyonlardan oluşur; ama bilim gibi, geleneğin ya da vahyin otoritesi yerine daha çok insan aklına başvurur. O yüzden benim de ileri sürdüğüm üzere, tüm kesin bilgi bilime aittir; kesin bilginin ötesine geçen tüm dogmalarsa teolojiye aittir. Ama teoloji ile bilim arasında, her iki tarafın saldırısına maruz kalan bir Tarafsız Bölge vardır; bu Tarafsız Bölge felsefedir.
Saturn
Russel'ın teolojiyi dogmatik olarak nitelemesi ilk bakışta görünse de dikkatli incelendiğinde pek de doğru bir sav değil. Tanrı'nın varlığı ve vahyin ona dayandığı mantıksal açıdan gösterilebiliyorsa (teistlerin iddiası bu) vahyin içeriği de kesin bir bilgi hâline gelecektir. Bu yüzden vahiy de aslında gayet bilimsel bir kuram olarak ele alınabilir. Yani bir dindarın gözünde vahiyden gelen bilgi ile bilimsel bilgi arasında gerçek bir fark mevcut değildir.
Nisan 1937 de yapılan Alman Hristiyanları arası toplantıda "Hitlerin sözlerinin Tanrı emri, çıkardığı yasaların ise ilahi yasalar olduğu" ilan edildi. Hitlerin çeşitli suikasttan dakikalar öncesinden kurtuluşu, I Dünya Savaşı sırasında girdiği sayısız göğüs göğse yapılan süngü savaşından sağ çıkması seçilmiş insan olduğuna onu daha çok inandırdı ve çılgınlığını attrırdı. Bu sapkın inanç ile; Yahudi, Çingene hatta sakat Almanların bile üstün ırk yaratma fikri ile soykırıma karar verdi. Son Mesih ve dünyanın yöneticisi olduğuna o kadar inandı ki; kendi gözünde seçilmiş yeni Tanrısal Aryan ırkı hakimiyet alanı için tüm dünyayı son savaşa yani Armageddon savaşına sürükledi. Savaşın kazanılması halinde tüm dünyada III. Reich önderliğinde, 1000 yıllık, Altın Çağ yaşanacaktı. Hitler, 12 Şubat 1938'de halka şöyle sesleniyordu: "Benim tarihi bir misyonum var. Ben bu misyonu gerçekleştireceğim. Çünkü Tanrı bu misyonu yerine getirme görevini bana verdi. Benimle beraber olmayanlar ezilecektir.
Sayfa 110·Kitabı okuyacak
Saturn
110
SS üyesi olmak için 200 yıl öncesinden Alman kanı taşıdığınızı ispat etmek zorunda idiniz. Fransızların eski "zambak çiçeği", De Gaulle'nin "Lorraine Haçı", Amerikaların "Kartalı"na karşı, dünyada yeni bir değişimi, yeni çağı simgeleyen "Gamalı Haç" sembol seçildi. Almanya'da Alman ırkının saflığı ve üstünlüğüne dayalı ideolojiler hakim kılınıyor büyük beyin yıkama operasyonları ve peopagandalarla başta Yahudiler olmak üzere yabancılara karşı topluma nefret aşılanıyordu. Almanya'nın içinde düştüğü kötü duruma neden olarak ilk başta Yahudiler gösteriliyodu.
Saturn
109-110
Yahudiler Avrupa'da ekonomik açıdan baskı altında tutuluyor, talan ediliyor, soyuluyor, çok aşırı şekilde vergilendiriliyorlardı. Bunun yanında Yahudi bankerler krallıklar için bir kredi ve iyi bir gelir kaynağı idi. Onlara ceza niteliğinde özel "Yahudi vergileri" kesiliyordu. Ortaçağda Avrupa'da faizciliği tekelini elinde tutan Yahudilerin faizci olmaları da kendilerine düşman kazandırıyordu. Faizcilerin toplum tarafından hiçbir zaman sevilmedikleri bir gerçektir. Yahudiler geleneksel olarak faiz ve bankerlik işlerinde uzmanlaşmaları onları toplumda onlara karşı bir tepki oluşturmuştur. Birikmiş servetleri her zaman devlet yöneticilerin iştihanı kabartmış, bu servetlere el koymak için bahaneler aramışlar, Yahudileri Avrupada sık sık çıkan veba salgınlarının bile nedeni olarak göstermişlerdir.
Saturn
104-105