Saturn

Puan vermedi·110 syf.··
2025 15. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 24 Temmuz 2025 09:45
Bu kitap, adından da anlaşılacağı üzere, büyük oranda "niyet" kavramı üzerinde duruyor ve kişinin Kabalistik çalışmada niyetini korumasının ne kadar önemli olduğunu anlatıyor. Tüm kitabın özeti, Kabalistik çalışmanın ana unsurunun niyet olduğu ve kişinin daima her fiilden önce niyetini (zihninde ve kalbinde) hatırlayıp sabitlemesi gerektiği. Yani kişi, büyük bir ciddiyetle belirlediği niyete odaklanmalı ve eylemi bu niyet doğrultusunda gerçekleştirmeye çalışmalı.
NiyetlerMichael Laitman · Alter Yayınları · 20124 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Spoiler içerir
Puan vermedi·198 syf.··
2025 16. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 24 Temmuz 2025 21:27
İlk olarak kitabın aşırı akıcı olduğunu söyleyerek başlayayım. İki yüz sayfayı bir çırpıda okuyup bitirdim. Dilin basitliği, olayların hızlı ilerleyişi ve üç günlük dar bir aralığı anlatması bunda etkili oldu. Ancak düşünsel derinlik bakımından 1984 veya Cesur Yeni Dünya gibi kitaplara nazaran daha sığ kaldığını ifade etmem gerek. Kitap, Holden Caulfield adındaki bir gencin, kadın-erkek ilişkilerinde, dostluklarda ve genel olarak hayatta gözlemlediği samimiyetsizliklere karşı duyduğu kini ve isyanı konu alıyor. Holden oldukça umursamaz, çelişkili, toy ve hoyrat bir karakter. Hikâye boyunca eleştirdiği birçok davranışı kendi de sergiliyor; yetişkinlerin yapmacıklığından şikâyet ederken sürekli yalan söylemekten geri durmuyor mesela. Tabii bu tutarsızlığının da farkında. Sık sık sürekli yalan söylediğini kendi belirtiyor zaten. Muhtemelen J.D. Salinger, hikâyenin her bir parçasını bir niyetle yazıp yerine yerleştirmiştir. Ancak birkaç saatte okuyup bitirdiğimden, çoğu noktayı düz bir olay örgüsü olarak değerlendirip geçtim. Bu yüzden hikâyenin büyük bir kısmını ele almadan, sadece Holden ile Phoebe’nin konuşmalarını değerlendireceğim. Phoebe, Holden’a hiçbir şeyi sevmediğini söylediğinde, Holden’ın sevdiğini dile getirdiği şeylerin hepsi aslında samimiyetle bağlantılıydı. Sadece ölen kardeşi Allie’yi, yaşanan “anı” ya da çavdar tarlasındaki çocukları uçurumdan düşmekten korumak istediğini söylemesi; onun sahiciliğe, samimiyete ve masumiyete duyduğu özlemin bir yansıması. Kitabın tamamında Holden çocukluğu bir samimiyet ve içtenlik hâli, yetişkinliği ise yapmacıklık ve sahtelik olarak görüyor. Holden’ın dizelerini yanlış hatırladığı Robert Burns’un Comin’ Thro’ the Rye (“Çavdar Tarlasından Geçerken”) adlı şiiri aslında iki hür insanın çavdar tarlasında karşılaşıp
Çavdar Tarlasında ÇocuklarJ. D. Salinger · Yapı Kredi Yayınları · 202171,3bin okunma
Puan vermedi·224 syf.··
Beğendi
·
2025 14. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Temmuz 2025 15:51
Daha önce Hoca’nın “Eski Türklerde Gündelik Hayat” adlı çalışmasına göz gezdirmiştim. Hatırladığım kadarıyla oldukça güzel bir işti. Adını tekrardan başka bir eserin üzerinde görünce hiç düşünmeden aldım. Kitap, 140 sayfa içinde (kalan kısımlar sözlük, kaynakça, görseller vb.) Bilge Tonyukuk'a dair elimizde bulunan tüm tarihî veriyi toparlıyor ve bu veriler üzerine yapılan muhtelif yorumları, değerlendirmeleri aktarıyor. Eski Türklere dair kaynak materyallerin sınırlı olması sebebiyle pek çok konuda kesin yargılara varmak mümkün değil. Bu durum, ister istemez ideolojik önyargıların, kişisel sezgilerin ve varsayımların devreye girmesine yol açıyor. Hoca, alandaki bu farklı perspektif ve yorumları, mümkün olduğunca objektif biçimde (sebep-sonuç ilişkileri ve argümanlar temelinde) analiz ederek naklediyor. Bu yüzden kitabı okurken manipüle edilmiyorsunuz aksine kafanızı çalıştırıp farklı bakış açıları üzerine düşünürken buluyorsunuz kendinizi. Açıkçası, aynı tarafsızlığı (bir ideal olarak yani, yoksa kimseden tam anlamıyla objektif olmasını beklemiyorum elbette) alanda çalışan bazı akademisyenlerde göremiyoruz. Özetle kitabı beğendim. Meraklıları çok sevecektir.
TonyukukErhan Aydın · Kronik Yayınevi · 2019314 okunma
Spoiler içerir
Puan vermedi·80 syf.··
2025 13. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 20 Temmuz 2025 17:53
Bir Dilim Biftek” iki etkileyici kısa öyküden oluşuyor. İlk öykü, ailesini geçindirebilmek için ringe çıkan yaşlı bir boksörü; ikincisi ise, idealleri için para kazanması gereken genç bir boksörü konu alıyor. İlk hikâyede politik bir mesaj ya da derinlikli bir fikir (gençlik konusuna değiniyor aslında) göremedim. İkincisi, daha ruh dolu bir altyapıya sahip; ama Meksika Devrimi konusuna çok yabancı olduğum için göndermeleri anlayamadım. Levent Cinemre, son notlarda yine harika bir iş çıkarmış. Bu göndermeleri çok detaylı şekilde aktarsa bile konu biraz çetrefilli. Meksika tarihine dair sıfır bilgi sahibi olan biri olarak, açıklama notları bile bana karmaşık geldi. Yine de iki öyküyü de beğendim. İlk hikâye, dediğim gibi Tom King adında yaşlı bir boksörü anlatıyor. Tom, yaşlanmanın getirdiği yorgunluk, bedeninin çökmesi ve sağlık problemleri sebebiyle dövüşlerde eski performansını yakalayamıyor. Eskiden şöhretli bir boksör olmasına rağmen, artık geçimini sağlamakta zorlanıyor; cebinde para yok, çocuklarının bile karnını doyuramayacak hâle gelmiş. Hikayede Tom’un ailesi için bir kez daha ringe çıkışını okuyoruz. Karşısındaki rakip genç, enerjik ve hırslı. Tom, deneyimiyle maçı idare etmeye çalışsa da yaşı ve fiziksel durumu onun aleyhine işliyor. Dövüş boyunca açlığın, yorgunluğun ve yaşlılığın etkilerine “müşahade” ediyoruz. Tom tüm gücünü son rauntlara saklıyor ancak vücudu onu yarı yolda bırakıyor. Maçı kaybedişinden sonra gücünün neden kazanmaya yetmediğini, son darbeyi neden kuvvetlice atamadığını, düşünürken yoksulluğundan dolayı yiyemediği bir dilim biftek geliyor aklına. En nihayetinde eskiden dövdüğü yaşlı rakiplerinden birinin maç sonundaki ağlayışını hatırlaması ve ağlaması bayağı yürek burkucuydu. İkinci hikâye, Meksikalı adlı öykü, devrim idealine sıkı
Bir Dilim BiftekJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20213,126 okunma
Spoiler içerir
Puan vermedi·540 syf.··
2025 11. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 17 Temmuz 2025 12:21
Şunu belirterek başlayayım, 1Q84 gerçekten çok akıcı. Uzun betimlemelerden ve ilerlemeyen hikayelerden aşırı bunalan bir okur olarak 1Q84'de neredeyse hiç sıkılmadım. Hikaye okuyucuyu gizem unsurunun peşinde sürüklemeyi başarıyor. Zaten romanın tek iyi yanı bu desem yeridir, diğer pek çok konuda sınıfta kalıyor çünkü. Her şeyden önce 1Q84 haddinden fazla uzun bir roman. Ufak kırpmalar ile üç kitaptan toplam 300 sayfa civarı çıkartmak mümkün olmalı. Çünkü çok fazla tekrar ve dolambaçlı ilerleyiş var. Bu uzunluğuna rağmen hikaye sonunda aşağı yukarı hiç bir gizemi ve hikayeyi doğru düzgün bir sonuca ulaştırmıyor. Misal tarikata ne oldu? Tengo fuck buddysini neden yitirdi? Fukaeri’nin gerçek amacı neydi? Tengo’nun babası öz babası mıydı? Vesaire vesaire. Yine bu 1500 sayfa içerisinde karakter gelişimi namına konuşulabilecek herhangi bir olay yaşanmıyor. Bu iki faktör 1500 sayfalık bir roman için çok ciddi eksiklikler bence. Yazar bu hikâyeleri gözümüzün içine sokmasa ve hepsini detaylı detaylı anlatmasa, beklenti oluşturmazdı. Fakat bu hâliyle, Aomame ve Tengo’nun çevresindeki herkesi yüzlerce sayfa boyunca okuduktan sonra, hikâyelerinin bir sonuca bağlanmaması, roman tam bitmemiş, yarım kalmış gibi hissettiriyor. Tükettiğim incelemelerde pek çok okurun benzer serzenişlerini gördüm; yazar, ne yazık ki, bu hikâyeleri sadece dolgu malzemesi olarak kullanmış. Dikkatimi çeken bir iki detayı da aradan çıkartayım: - Romanın ilk baskısı çıktığı gün tükenmiş ve bir ay içinde satışları bir milyona ulaşmış. “Q” harfi Japoncada “9” (kyuu / 九) sayısına bir gönderme olarak kullanılmış. Japoncada “9” sayısı “kyuu” (きゅう) olarak okunuyormuş ve İngilizce telaffuzu “Q” ile benzer seslendiği için Haruki Murakami “1Q84” adını seçmiş. (Naruto’da 9 kuyruklunun Kyuubi olmasını
1Q84 - 3. KitapHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20172,340 okunma