İnsan türüne duyduğu kin, erkek çocuklarından başlıyordu. Oğulları söz konusu olduğunda kötülüğü doruk noktasına ulaşıyor, yüreği kaya gibi sertleşiyordu. Daha önce görüldüğü gibi büyük oğlundan nefret ediyordu; diğerlerinden de iğreniyordu. Neden? Nedenlerin en korkuncu, yanıtların en tartışılmazı budur. Sebebi yoktu.
Hırsızlar adaletin eline düştüler diye işlerine ara vermezler. Bir suçtan hapsi boylamak bir başka suçun tasarlanmasını engellemez. Onlar bir tablosu sergi salonundayken atölyelerinde yeni bir tablo için çalışan sanatçılar gibidir.
Seven ve acı çeken ruh yüceliğin doruk noktasıdır.
Saçma ama karşı konulamaz bir akıl yürütmeydi.
Gerçek aşkın bir delikanlıdaki ilk tezahürü çekingenlik, genç bir kızdaki ilk tezahürü cüretkarlıktır. Bu şaşırtıcı görünse de çok doğaldır. Bu, yakınlaşmaya çalışan ve birbirlerinin niteliklerine bürünen iki cinsiyetin gerçeğidir.
Mesafeli bir hayranlığı, sessizce hayallere dalmayı, bir yabancının tanrılaştırılmasını bir arada yaşıyordu. Bu bir ergenin bir ergeni fark edişi, romana dönüşen gece düşlerinin düş olarak kalması, nihayet arzulanan ama ete kemiğe bürünse de henüz ne ismi, ne hatası, ne isteği, ne suçu olan hayaletin belirmesi, kısacası uzak ve ideal aşk, cisim kazanmış bir hayaldi.
Aşkın en ciddi belirtisi bazen katlanılmayacak bir hal alan duyarlılıktır.
Sevmek adeta düşünmenin yerini alır. Aşk geri kalan her şeyin tamamen unutulmasıdır. Tutkuda mantığa yer yoktur.
Gerçek aşk şafak gibi aydınlık, mezar gibi sessizdir.