Bu, bize Ölümsüzler'in neden fiziksel dünya yerine saf düşüncede yaşamayı seçtiklerini anlatır. Gördüğümüz gibi, ölümlü varlıklar için yaşam endişe vericidir. Olan kırılgandır. Olmayabilir. Ya da biz onu tecrübe edemeden olabilirdi.
Bir yaşamın bir anlama sahip olduğunu varsaymak için başka yollar da vardır. Örneğin, yaşam başkalarının iyiliğine adanabilir. Burada üzerinde durduğum yaşama biçimlerinin ikisi de hayata kendi bakış açısından bakar. Her ikisi de bir yaşamı bağlamından soyutlayarak yargılar. Belki de yaşamın anlamlığını farklı biçimde düşünmeliyiz. Bu yaşamın kendisiyle olan ilişkisinin anlamlığı değil, onun dünyaya ve özellikle de bu dünya üzerinde yaşayan diğerlerine katkısındaki anlamlığıdır. Belki de bir yaşamın önemini aramanın ilk yolu çok fazla kendine dönük ve benmerkezcidir.
Bilinç, farkındalık varsa, yaşam vardır. Bilinç kaybolduğunda, ölüm vardır. Ama bilincin kendisi farkında olmaktan çok daha fazladır. O, aynı zamanda müdahil olunandır. Bu müdahilliği kaybetmenin ihtimski birinin ölümü olduğu gerçeğinden kaynaklanan acının temel parçasıdır. Epikuros'un sahip olduğu gibi bu doğru olabilirken, biz yaşayanların ölümümüzden pişman olmak için kaybedecek çok şeyi vardır.
Yaşarken, acıyı ve hazzı deneyimlebiliriz. Ama öldüğümüzde, deneyim kapasitemiz yoktur artık. Ya varızdır ya da yok. Varsak, ölüm yoktur ve ondan korkacak bir şey yoktur. Yoksak, o zaman zaten ölmüşüzdür ve ondan korkabilecek hiçbir şey kalmaz geriye.