Burada benden sonra gelecek olanlara söylüyorum, bu yeryüzünde inanabileceğim hiçbir şey yok, kurtuluş yalnızca unutuşta. Her şeyi unutabilmek, kendimi de tüm dünyayı da unutmak isterdim.
Su anda hic bir şeye inanmıyorum, hiç umudum yok. Yaşama çekicilik katan her şey bana anlamsız görünüyor. Ne geçmiş duygusu var içimde ne de gelecek; şimdi de gözümde yalnızca bir zehir. Umutsuz muyum değil miyim bilmiyorum; çünkü insanda hiç umut olmaması ille de umutsuzluğa işaret etmez. Hiçbir niteleme baba zarar veremez çünkü yitirecek hiçbir şeyim yok. Üstelik her şeyimi, çevremde her şeyin uyandığı bir zamanda yitirdim. Her şeyden ne kadar uzağım!
Kafasında ölümle ilgili açık seçik bir düşünce olduğunu ileri süren bir kişi, onu kendi içinde taşımasına karşın derin bir ölüm duygusundan yoksun biri olduğunu kanıtlar. Kaldı ki herkes kendi içinde yalnızca yaşamını değil, ölümünü de taşır
Ölüm ile güzellik: birbirini karşılıklı dışlayan iki mefhum... çünkü ben ölümden daha ciddi, daha uğursuz bir şey bilmiyorum! Nasıl oluyor da ozanlar onu güzel bulup yüceltebiliyorlar? Ölüm, olumsuzluğun mutlak değeridir.