10 .ve 11. yüzyıllarda yaşayan Bîrûnî, 180 civarında kitap yazmıştır ve bu kitapların çoğu astronomi, fizik, tıp, matematik, coğrafya, biyoloji gibi bilim dallarına aittir. Kendisi aynı zamanda felsefeyle de ilgilenmiştir. Zaten Platon’un meşhur “Dünyayı filozoflar yönetmelidir” sözünde kastettiği filozoflar da böyle birçok alana hâkim.
Bîrûnî’nin yazdığı kitapların çok azı günümüze ulaşmış olsa da (zira zamanında birçok Müslüman kütüphanesi yakılmıştır), hakkında edindiğim izlenime göre Bîrûnî muhtemelen Dünya’nın kendi ekseni etrafında döndüğünü bile keşfetmiş olabilir. Kendisi dünyanın eğikliği ve eğim açısını 23 derece 27 dakika olarak hesaplamıştır ve bu, günümüzdekî ölçümlere son derece yakın bir ölçümdür.
Bîrûnî’yi bilim yapmaya sevk eden şey, Âl-i İmran suresinin 191. ayetindeki “Onlar göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler: ‘Ey Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın’ derler” sözleri olmuştur. Ben de aynı ayet sayesinde motive olup ayakta durmaya, bir şeyler üretmeye çabalıyorum. Benim de motive eden şey, bu ayette belirtilen gibi hayatın ve yaratılışın bir anlamı olduğunu düşünmemdir.
8. ve 13. yüzyıllar arasındaki dönem, Müslümanların patır patır Bîrûnî yetiştirdikleri yıllardır. Bu yaklaşık 500 yıllık döneme “İslam’ın Altın Çağı” (Islamic Golden Age) denir. Müslümanlar, bu yıllarda bilim ve ilimde dünyanın geri kalanına fark atmıştır. Yanı, bugünden örnek vereyim diye düşünüyorum, bugünün Japonya’sı da desem, NASA’sı da desem eksik kalacak. Belki Müslümanların dünyanın geri kalanına attığı farkı, bugünkü Güney Kore’nin Kuzey Kore’ye attığı farka benzetebiliriz.
O Haçlı Seferleri boş yere yapılmadı, birbirleriyle sürekli kavga halinde olan Hristiyan kontlar, dükler, prensler durduk yere bir birlik olmadı. Müslümanlar sadece eski Yunan