İlk defa senin yanında yalnız değilim. Oysa her yerde, her zaman yalnız olmaya öylesine alışmıştım ki… Nereye gitsem, yalnızlığım benden önce giderdi oraya. Gider gitmez onu bulurdum karşımda.
Seni tanıyıncaya kadar dinlediğim çatlak sesli bir plaktı, berbat bir filmdi seyrettiğim. Seni görünceye kadar kötülükten yana ne varsa tanıdım, çirkinlikten yana ne varsa gördüm. Tut ki bir kum çölündeydim, kızgın bir güneşin altında susuzluktan çatladı dudaklarım. Şimdi senin dupduru kaynağına eğilip su içerken varlığının paha biçilmez değerini daha iyi anlıyorum. Yokluğunu bu kadar derinden tatmasaydım, varlığının eşsiz anlamına varamazdım.
Düşünüyorum da; bir bakıma senden öncesi yok gibi bir şey. Çünkü senden önceki yıllar sana hazırladı beni. Senden önce tanıdığım kişiler, seni bulduğum zaman değerini daha iyi anlayabilmem için birer sebepten başka bir şey değillerdi.
Güzellik bu işte! Fiyatı olmayan şey, satın alınamayan şey:Bir güneşin doğuşu, yıldızlı bir gökyüzü, bir ormanın sessizliği, fırtınalı bir denizin uğultusu… Hepsi satın alınamayan şeyler bunlar.