Yaşamak; iliklerime kadar sarıyor her yanımı. Omuzlarıma ister istemez sürükleyeceğim bir günün ağırlığı çöküyor. Neden? Neden bunlar? Her sabah hep bu alışageldiğimiz şeyleri yapmak niçin? Bu
yemelerin, içmelerin, bu soyunup giyinmelerin hiç; sonu gelmeyecek
mi? isyanım gitgide artıyor, hıncımı bütün insanlığın yüzüne haykırmak arzusuyla dolup taşıyorum. Birdenbire bir yığın insan sarıyor çevremi. Hepsinin yüzlerinde derin bir hıncın izleri var. Bunlar; çoğu zaman adları ihtiyaç;, şeref, ihtiras, vazife ve alışkanlık olan kişiler. Her yerde, her zaman karşımıza çıkan soygun çetesinin elebaşları. Ellerinde muştalar, bıçaklar, tabancalarla bizi toplum içinde, toplumun istediği gibi yaşamaya zorlayan satılmışlar. Çaresiz teslim oluyor, giyinmeye
başlıyorum. Gücüm, karşı koymamı sürekli kılamıyor.
Sonra hep birlikte çıkıyoruz evden. Sokakta da yanımdan, yakınımdan ayrılmıyorlar.
Karşılaşmamız kaderdi belki. Ama çektiğimiz çiledir bizi birbirimize yaklaştıran, o korkunç ümitsizlikler, büyük çaresizliklerdir.
Acılarımızı yitirmeyelim.