“Ama öbür yavruları çok güzel!” dedi bacağı küpeli yaşlı ördek. “Sadece bir tanesi çok büyük işte! O tam bir başarısızlık örneği. Keşke onu değiştirebilseydi!”
Tam bir başarısızlık örneği! Yazarın kendi hayatından bir kesit. O başarısızlık örneği büyüyünce hayranlıkla bakılan bir figür haline geliyor: Hans Christian Andersen “Keşke onu değiştirebilseydi.” Ne masal ama, ucu biraz hepimizin hayatına dokunan! Kim bilir, belki vaktinde ailemiz bizi de değiştirmek isterdi, belki onlar için bir başarısızlık örneği olduk. Yalnızca var olmamız bile hayatta birilerini mutsuz etmeye yetti. Fyodor Dostoyevski’nin Budala’sı geldi aklıma: “Evde, yani aile içinde de yalnızdım.” Kişisel yalnızlığı ve dışlanmışlık hissi tıpkı Andersen gibi… Kim bilir, ya da bizim…
“Andersen, diri diri defnedilmekten korkardı. Bu yüzden her gece yatağa yatarken Sadece ölü gibi görünüyorum yazılı bir notu yatağının başucuna koyardı.” mentalfloss.com/article/579239/...Yalnızca mutlu sonla mı biter masallar yoksa bizim öyle olduğuna inanmamız için onlarla mı büyütüldük? Masalın tanımında dahi yok muydu mutlu son? Oysa Andersen Masalları mutluluk kadar trajedi de barındırıyor içinde. Hayatın içinden kopup gelen kahramanlarla fantastik bir gücün birleşimi gibi. Sevimli bir adamdan ziyade, hayatın gerçekleriyle küçük yaşta tanışmış, otobiyografik ögeleri masallarında işleyen bir deha o! Hayatın zorluklarını, eksiklikleri de görüyoruz eserlerinde… Tozpembe hayallerle hayatın kucağına atmıyor sizi, bir insanın dünyaya nasıl hazırlanması gerekirse öyle hazırlıyor! Ne mümkün unutmak Kibritçi Kız’ı! “Artık soğuk, açlık ve korku diye bir şey yoktu, çünkü Tanrı katındaydılar.”
Çocukken size masal anlatan biri var mıydı?
Çocukluğumda masal bile dinlemedim