Bütün hayatı saniyelerine kadar Suat'a adanmış ve onunla sınırlıydı; gece uykularında ne görse, ne düşünse mutlaka ona ait oluyordu, hatta başkalarını bile görse sabah uyanınca onu görmüş zannediyor ve Suat'ı daime Süreyya'yla birlikte görürken böyle hayallerinde ona sahip olmak bir saadet oluyordu.
İçinden durup dururken, "Senin, senin için, senin gözlerin için ölürüm!" diye haykırmak isteyen arzuları susturup ona sükunetle hitap etmek onu bitiriyordu.
"Suat, Suat... Lakin bu nasıl mümkün olur? Ooh, değildir, ben kötü, kötü bir adamım..." dediği oluyordu; fakat Suat'ın dikkat ettikçe onu tanıdığı gibi değil, çok başka türlü bir kadın görüyordu. Onun sessizliğinde, yumuşaklığında kokunç fırtınaların gök gürültüsünü ve şimşeğini görür gibi oluyordu ve bu sinede gerçekten farklı bir kadın, fırtınalı bir kadın kalbi bulunup da böyle rastgele bir çocuğa kendini teslim edişini, onun için herkesi, her şeyi feda edecek bir hale gelişini, etrafı kırmızı görmeden düşünemiyordu.
Necip, Suat'ın Süreyya'ya nasıl baktığına dikkat edip, "Evet" dedi, "sizi oraya kadar takip edecek bir eşiniz olduktan sonra..."
O zaman Suat!ın gözleri oşefkat dolu bakışını kaybetmeksizin Necip'e döndü ve bu bakış o kadar derin, sıcak bir sevgiyle nemliydi ki Necip ruhu eriyor zannetti, bir saniye mesut bir helecanla titredi.