…
söyle Şirâze’m, bir asrı kirletenlerin sûretine nasıl tükürülür,
nasıl bükülür bileği cahillerin
ve nasıl pusuya düşürülür sabaha nöbet duranlar
bir yürek nasıl taşlaştırılır vura vura,
nasıl kazılır mezarı en güzel çağında sevdanın
ve asitle nasıl yakılır kokusu sevgilinin
sen söyle, bir işaretle nasıl değiştirilir merminin yönü,
nasıl alınır ahı mazlumların
ve nasıl girilir günahına toprağa karışmışların
…
sen ki yüreğime düşen dem
fî tarihte yolumun senle kesileceğine dair not düşülen
şu hâlimin dili yok çözülsün, çözülsün beş haneli bilmecem
dönme sırtını bana
ölürüm
“gitme” diyorum sana, “gitme kal”
daha vakit varken, daha yola çıkılmamışken
ve pusulası hepten şaşmamışken aklın
biliyorum da “gitme” diyorum ondan
gitme ey! “aşk” nedir yok sayan,
hoyrat duruşlu nazan, dercan, hoşendam
gitme, gel vazgeç alnına yazmaya çalıştığın o hain kurgudan
…
nereye gidersen git, sesi aynı zulmün
hep yüksek perdeden ve korkunç
rengi aynı hüznün
duruşu aynı tebessümün
yeşil nasıl yeşilse, kan hep kırmızı
kadın hep kadın, çocuk hep çocuk
dilini bilmediğin insanların yaşadıklarını
okuduğunda yüz çizgilerinde
aynı acıyı verdiğini görürsün ölümün
…