eski olanı seçtim hep
ben eski olanı yakın buldum kendime
incinmiş olanda bir derinlik, kırılmışta bir incelik sezdim hep
bu yüzden hüznü hoş saydım, hoş baktım kedere hep
garib kalmayı insanlar arasında, garîpsenmeyi çokça,
garîplerle anılmayı sevdim
sevdim ben aksayarak yürümeyi, belimi bükmeyi, boynumu eğmeyi
sesimi kesmeyi, bakışlarımı yerde gezdirmeyi,
hiç görülmemeyi, bilinmemeyi
gülümsemekle yetinip,gözyaşımla yıkamayı gecelerimi
ve dertlerimi sevebilmeyi sevdim
taşıyamam sandığımı “verilmezdi” diyerek
bir adım daha götürebilmeyi
…
az mı sevildim, çok mu yitirdim
nedir ilmî gerçekleri aşk bağımlılığımın
ve bendeki bu eksiklik hissinin tanımlayanı konumundaki duyarlılığın
bana ödettikleri, bana söyletemedikleri
bir çeşit nirân, viran, hüsrân ve nâlân
bu gezinmelerim var ya benim, ey! pınarlı hülyâm
sende bulduğumu saklayacak bir hoş makâm tutamayışımdan
sen’den kaçıyorken böyle plansız göçmelerimde
herkese ve her şeye yabancılaştığım doğru
sana rastlarım korkusuyla kendime karanlık giydirmekten vazgeçemediğim doğru
sancılarımdan sıyrılmak dileğiyle, dualar eşliğinde bitkisel kürlere iltifat ettiğim doğru
doğru; uyanmak bilmeyişim, yeniden dirilemeyişim, hezeyana kayıp gitmelerim
doğru; başladığım yere dönemediğim, düzelemediğim, kendimle helalleşemediğim
ve doğru; dedemin düşlerime sıkça gelmesini istemediğim…
Şirâze, her günüm ayrı tatta diye hiç rahat değilim
üstelik sen’in ben’i istemediğin yerde, “gelme” diye beklemedeyim
mâveraya dönüp yüzümü
atlıların yakıp geçtiği şehirlere dayanıyorum bedbin
aventürle yok işim, süveydamdır beni böyle zaman üstü gezdiren
yüreğimde o asırlık zincir; hem şerir, hem müstemir
soğuk Şirâze iliklerime işlenir
ne diyeyim ey sen! benim için şem de bir, zulmet de bir