Ankara iş şehridir...
Sorunların birebir yaşandığı, üstelik insana bunu unutturacak mekanların pek bulunmadığı, muhafazakar bir şehirdir.
İstanbul gibi güzel, cilveli, işveli bir kadına benzetemezsiniz Ankara'yı. Olsa olsa takım elbise giymiş, sabah çıkıp akşam en geç altıda evinde olan, saçları hafifçe kırlaşmış, tecrübeli, ne yaptığını bilen bir memura benzer Ankara.
Ama o memur babanızdır, ağabeyiniz, dayınızdır. Seversiniz onu. Pek yakışıklı olmasa da, yüzü pek gülmese de vefa borcunuz vardır ona.
Size kendinizi hiç özgür hissettirmez bu şehir...
Bütün aile bir ara da oturduğunuz evde ne kadar özgür olabilirseniz, Ankara'da da o kadar özgür olabilirsiniz ama o ev sizindir. Tatile gittiğinizde bile, orada gördüğünüz her türlü güzelliğe, yediğiniz birbirinden güzel yemeklere, denize, denizden esen ılık meltemlere rağmen özlersiniz onu. Tıpkı o kalabalık evde içtiğiniz bir kaşık sıcak çorba gibi, bir süre sonra burnunuzda tüter Ankara.
Bırakıp gidemezsiniz... ♡♡♡
"Tatil yerlerinde bir başkadır insanların yüzleri...
Adı üstünde, tatil işte...
Dertler, tasalar getirilmez tatile. Nasıl olsa kısa sürecektir, nasıl olsa dönünce her şey bıraktığınız gibi sizi bekliyor olacaktır.
Neşeli, keyifli değilseniz bile, tatile gelince öyleymiş gibi yaparsınız.
Kendinizi bile kandırmanın yolunu ararsınız yani."
Kar bir başka hissettirir insana kendini...
Geçmiş de oradadır, gelecek de.
Hayatın tadı kadar ölümün soğuk nefesi vardır bu beyazlığın içinde. İsterseniz baktıkça hayatın mayhoş tadını bulursunuz, isterseniz yalnızlığı ve çaresizliği görürsünüz.