Hani çocuksundur, kaygısızsındır...
Sıcak bir yaz günü denizin üstünde sırtüstü uzanmış, bedenini saran ılık suyun sokulgan, minik dalgalarıyla hafif hafif sallanmaktasındır.
Güneş gözlerini kamaştırdıkça, ıslak kirpiklerinin arasında rengarenk dönen dünyaya bir çiçek dürbününden seyreder gibi bakmaktasındır.
Kumsal canın istediğinde çabucak varabileceğin kadar yakında, istemediğinde sana ilişemeyecek kadar uzaktadır.
Tepede güneş sarı, sıcaktır...
Altında deniz mavi, ılıktır ve hayat önünde uçsuz bucaksız bir oyun parkı gibi uzanmaktadır.
Yarını düşünmezsin yine de. Şimdiye evin gibi sığınmışsındır.
Öyle bir kendini verme, kendi kendine süzülme, hafiflik hissi... ♡♡
"Galiba zamanın göreceliği en çok aşkta, savaşta, bir de hastalıkta ortaya çıkıyor.
Dünyanın kalanı için akrep üç aşağı beş yukarı benzer şekilde soksa da, bu üç grupta ayakta kalmaya çalışanlar için zehrini başka türlü akıtıyor."
"Çocukken sorsalardı, bir ev kedisi olmak isteyebilirdim...
Pamuk gibi beyaz tüylerim, maviş gözlerim, pembiş pembiş patilerim olsun.
Bütün gün uyduruk bir yumağın peşinde koşturup oynayayım, sonra çıtırdayan sobanın yamacındaki minderime kıvrılıp uyuklayayım.
Arada bir kalkıp evdekilerin bacaklarına mır mır dolanayım. Birileri kucağına alıp sevsin beni, karnımı okşasın, guruldayayım. Tembel tembel gerineyim, sonra yine sobanın başındaki minderime gideyim.
Tabii öyle olmadı. Minderim değişince rengim de değişti. O minnoş hayal kırıldıkça, kendi kanıyla ağılanmış kara bir kedi gelip içimin kovuğuna yerleşti.
Bir minderden öbürüne sürgün, bütün minderlere kırgın kara bir kedi..."