Konuşacak ne çok şeyimiz vardı Tanrıyla...
İnsan hem nasıl bu kadar bitap düşüp hem de fikir selini durduramazdı, sormak isterdim ona.
Canıma okuduğum ağır mı ağır kutsal bir kitaptım.
Kendimi yormak, mahvetmek için yaratılmıştım.
"Melankoli ne güzelsin...
Rüzgardan yağmurdan gel bana
Dinle aşkı bu şarkıda
İstanbul 'da kal Boğaz'da
Söyle sevgilim bitsin bu özlemin
Hep sonbaharda yağmurla dön bana
Hayır ağlama, sakın bana bakma
Unut bunları, eski şarkıları
Melankoli ne güzelsin...
Eylülde yapraklar düşer
Rüzgar eser yazdan kalan
Aşkım biter birden
Günlerce bekler yolunu hep gözler
Gelmezsen eğer bu şarkım biter.
"Yemek yapmak, resim yapmanın kamusal hali...
Her iyi aşçı, iyi bir ressamdır biraz da. Sebzeye dokunmak ne efsunlu!
Kokusuyla konuşan sebzeler, renklerine saklanır.
Yemeğe tadını verense yemeğin yapıldığı kişidir. Bu yüzden hiçbir yemek ev yemeği kadar güzel olamaz.
Dışarda yenilen yemeklerin aşçıları ekmek parası için pişirir yemeği.
İçine para giren her şeyin tadı bozulur."