Eşikte durup yalandan birkaç kez öksüren gece...
Ayağı takılan, her şeyin üzerine dökülen gece...
Rüyalar gerçeği kovalarken geri dönemeyecekleri kadar uzağa gidiyorlar. Kokoreç ve midye tezgahlarının önünde sarhoşlar birikmeye başlıyor. Çöp kamyonlarının kokusu, gürültüsü sokakları dolduruyor. Güneybatı ufkunun hemen üzerinde Jüpiter birilerini bir şeylerden korumak istercesine parıldıyor.
Poyraz çıkıyor, ağaçlar, çalılar silkiniyor...
Gençlikleri köylerde, kırlarda geçmiş şimdi rutubetli apartman dairelerinde ömür tüketen ihtiyar kadınların dediği gibi, tanı kırk kez silkiniyorlar. Temizleniyorlar.
Hava biraz serinliyor. Sokak lambalarının ışığı hafifçe kırılıyor, olduğundan farklı görünüyor bir an her şey.
Uzaklar yakınmış gibi, önceden mümkün olmayan artık mümkünmüş gibi...
Yalnızca bir an ama. Yalnızca bir an farklı görünüyor her şey. ♡
Baksa şehir yerinde değilmiş, gökyüzü yerinde değilmiş gibi bir boşluk.
Üzerine bir kedi sıçramış da bütün kuşlar korkup uçmuş gözden uzağa, öyle bir boşluk...
"Biz erkekler uzun süren şeylere dayanamıyoruz, bunun için satranç oynuyoruz.
Evet saatler sürdüğü olur bir satranç maçının ama yine de ölümden, terk edilişten daha kısa sürer, hele bir de rakibin tuzaklarına bilerek düşerseniz."