Aysel Aslankol Turan

Aysel Aslankol Turan
Evli ve iki çocuk annesi.
7/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2018 25. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 27 Şubat 2018 21:58
İnsanoğlu merak eder. Olayı budur. Merak sonucu icatlar yapar, denklemler kurar ve çözer, önüne gelen her şeyi didik didik inceler. Merak edip peşine düştüğü her şeyi de çözüme kavuşturur. Peki, insanoğlunun en çok merak ettiği ve bir türlü merakını gideremediği konu nedir? Bu hayattan sonra ne geleceği, elbette. Bu konuda korku ve merak eşdeğerdir. Ölüm sonrası ne olacağını merak ederiz, fakat cevaba ulaşmak da bizi bir o kadar korkutur. Bilim ve dinle açıklamaya çalışırız, her ne kadar her insanın bu konuda kendine göre bir inancı olsa da, bu hayattan sonra sırada neyin olduğu sorusuna kesin bir cevap veremeyiz. Bu yüzdendir ki, bu konuda yapılan çalışmalar ilgimizi çeker. Bilim insanlarının araştırmalara dayalı açıklamaları, din adamlarının inançlara dayalı çözümleri ve bunun gibi şeyler merakımızı çeler. Bir de her şey için olduğu gibi, bu konu için de üretilen kurgular var. Elbette, bu konu hakkında yapılan tahminleri de kurgu çerçevesine yerleştirebiliriz, fakat burada bahsettiğimiz sanatsal bir kaygı güden kurgu. Ölümden sonra yaşamı konu alan bir çok eser sayabiliriz, kurgu dışı olan eserleri de dahil edersek bu sayı iyice artar. Halihazırda bu kadar eser varken, bu konu hakkında yazılan yeni bir eserin bunların arasından sivrilmek için sağlam bir merak unsuruna ihtiyacı vardır. Patrick Ness, kurgusuyla bu merak unsuruna gayet yerinde ve güzel başlamış diyebilirim. Fakat, merak uyandırmak çok hoşuna gittiyse demek ki, kitap soru işaretlerine doyamamış. Dizilerde belli bir merak dengesi vardır. Her bölümde aynı bir film gibi merak unsuru oluşturulur, ortalara doğru işler sarpa sarar, bölüm sonunda merak unsuru zirve yapar ve bizi ağzımız açık bir şekilde bir hafta sonraki bölümü beklemeye davet eder. Bir hafta sonraki bölümde ise, önceki bölümün final
Son ve ÖtesiPatrick Ness · Yabancı Yayınları · 2017670 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
10/10
·483 syf.··
Beğendi
·
2018 29. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2018 15:33
Beni bilen bilir, bu dünya üzerindeki en büyük Metallica hayranlarından biriyim. Bu konuda da çok iddialıyım. Bu yüzden baştan uyarmak istiyorum bu kitap hakkında kafamdaki her şeyi yazarsam, bu yazı çok uzun olacak. Yarısını yazsam bile bu durum yine böyle olabilir. Biyografi yazmak ve türe bağlı eserleri okumak kolay olmayabilir. Çünkü konusu yaşantıya dayanır ve hayat yoğun işleyen bir mekanizmadır. Bu yüzden ya üstün körü anlatıp vasat bir kitap yazmış olursunuz ya da elinizdeki her şeyi tüm çıplaklığıyla ortaya koyar ve riskleri göze alarak kitabınızı beğeniye sunarsınız. Joel McIver’ın Metallica ile olan geçmişini göz önünde bulundurursak grup ve grubun yaşantısı hakkında ne kadar bilgiye sahip olabileceğini tahmin edebiliriz. Herhangi bir araştırmaya başvurmadan da bu kitabı zengin bilgilerle donatabilecek derecede Metallica birikimine sahip olan bir yazar kendisi. Yalnızca Metallica değil, Metallica’nın ortaya çıktığı dönemlerin underground metal grupları ve o dönemi yoğunlukla etkileyen New Wave of British Heavy Metal akımı hakkında oldukça detaylı bilgiye sahip. Bahsettiğimiz dönem, yani seksenlerin başı, McIver’ın gençlik dönemlerinin de başına denk geliyor. O dönemin rock’n roll müziğindeki radikal değişikliğe birinci elden tanık olmuş ve kuvvetli gitar cümleleri ve davul ritimlerine yeri ve zamanında kafa sallamış McIver. Bu nedenle günümüz metalseverlerinden (kendim de dahil) birkaç hatta birçok adım önde biri. Ayrıca müziğin günümüzde geldiği noktaya da en çok üzülen insanlardan… Elbette, bu duruma üzülmek için illa o dönemi görmek gerekmiyor. Kendi açımdan baktığım bu durumu şöyle açıklayabilirim; müzik eskiden tere ihtiyaç duyardı. Ortaya koyulan eserleri hem fiziksel hem zihinsel çaba harcayarak oluşturulurdu. Grup arkadaşlarınızdan birinin evinin
Sinema
MetallicaJoel McIver · Mona Yayınları · 201828 okunma
8/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2018 33. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 13 Mart 2018 14:14
"Clive Barker" daha ne kadar ileri gidebilir ki?" diye, sonradan pişman olacağım bir düşünce düşmüştü aklıma okuduğum son kitabının kapağını kapatırken. "İleri gitmek"ten kastım, başarı değil. Şu ana kadar okuduğum her kitabında kalemini gayet başarılı bulduğumu belirtmiştim. Hatta, daha abartılı ve hayranlık duyarak söylemiştim bunu. Hayal gücü ve tüyler ürpertici unsurları ne kadar ileriye götürebilir, oydu kastettiğim. Demek ki, klasik korku figürlerinden Pinhead'in, yani Hellraiser filmlerinden tanıdığımız arkadaşımız nam-ı diğer çivi kafanın baş rolde olduğu bir eseri okuyana kadar beklemek gerekiyormuş konuşmak için. Korku filmlerine az çok aşinaysanız Hellraiser filmlerini bilirsiniz. Clive Barker'ın temelini attığı belki de sinema tarihinin en tüyler ürpertici karakteri olan Pinhead'e sahip olan seri devamlı farklı isimler tarafından beyazperdeye defalarca uyarlandı. Clive Barker'ın elinden çıkmayan uyarlamaların başarısı tartışılır, fakat klasik Hellraiser'ların kendine has geniş bir hayran kitlesi olduğunu söylemek kesinlikle yanlış olmaz. Fazlasıyla geniş Hellraiser film evreni olduğu gibi fazlasıyla geniş bir de kitap evreni var elbette, aksini düşünemezdik. Fakat maalesef, asla ve asla Clive Barker kitaplarını çevirmedikleri için bunlara ulaşamıyoruz. The Hellbound Heart adlı eser, orijinal Hellraiser filminin esin kaynağıdır ve ara ara asla bulamadığım bir kitaptır. Çevrildiyse de haberim yok. İngilizce olarak da ülkemize hiç getirilmemiş. Huyum değildir normalde fakat artık İngilizce pdf olarak da aramaya başladım, hala bir sonuca ulaşamadım. Çevrilse kazanacağı okur sayısının haddi hesabı yok buna emin olabilirsiniz. Atmosfer yaratmakta en iyilerden biridir Barker ve cehennem gibi tamamen dini veya mitolojik efsanelere dayalı bir mekanı bu kadar
Sinema
Cehennemin Kızıl HakikatiClive Barker · Nemesis Kitap · 201679 okunma
İçerisi dışardan daha güvenliydi: Yeni doğan her çocuğun şaplakları yerken öğrendiği dersti bu.
Sayfa 16·Kitabı okudu
7/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2018 38. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 20 Mart 2018 21:59
"Exorcism" eskimedi gitti. Amerikan gençlik filmlerinden diziler, oyunlar, çizgi romanlara kadar içine şeytan kaçandan geçilmiyor. Yanlış anlaşılmasın "The Exorcist"e bayılırım mesela, daha bir çok örnek de verebilirim bu konu üzerine. Fakat her ne kadar Anthony Hopkins'i çok sevsem de "Rite" gibi saçma sapan filmlerin de bir yerlerden fırlayıp gelmesine sinir oluyorum. Özetle; şeytan çıkarma ayinlerinin cılkı çıkarıldı. Elbette klasikleşmiş olan konuyu farklı bir perspektifle işleyen birkaç esere denk geliyoruz arada sırada, çok nadir değil. "En Yakın Arkadaşımın Şeytan Çıkarma Ayini" (umarım yazının ilerilerinde tekrar isminden bahsetmek zorunda kalmam) de klasik konunun uzerinde de giden bir eser upuzun adından da anlaşıldığı üzere. Ama asıl amacı olabildiğince klişe yapmak. Bu yüzden kitabı tutup da 'Ya bunların boku çıktı.' diye eleştirmenin pek de bir anlamı yok. Ki istediği kadar çıksın, iyi işlendiği sürece sorun yok. Konumuz da açıldığına göre işleniş gelelim o zaman. İşleniş hizmet eden en büyük etkenlerden biri kitap kapağıdır ve 'EYAŞÇA' (oh be) bu konuda güzel bir başarıya imza atıyor. 80'lerden fırlamış fosforlu, kabarık saçlı, VHS'leri andıran bol nostaljili ve renkli kapak son derece ilgi çekici. Zaten kitabı incelemeye beni iten en büyük etkenlerden biri de kapağın tasarımı olmuştu. İçeriğine gelecek olursak maalesef biraz sivri dilli olmak zorundayım. Birincisi kitabın karakterleri çok zayıf. Çoğunun klasik birer 80'ler tipi genç olması yazarı detaylandırma konusunda kolaya kaçmaya itmiş gibi bir durum sezdim. Bu karakterler zaten tarih boyunca çokça işlendi, herkesin gözünde belli bir imaj var ve bunu kırmaya gerek yok. Eğer bu şekilde yola çıkıldıysa yanlış. Zaten sonuç da yanlış, aslında yola çıkış biçimi ne olursa olsun yetersiz kalmış
En Yakın Arkadaşımın Şeytan Çıkarma AyiniGrady Hendrix · İthaki Yayınları · 2017197 okunma