Etraflarında yaşıyan ve daima aynı fikirler ve kelimelerle konuşan insan kalabalıkları zihinlerde bir hatıra, bir iz bırakmadan kaybolurlar, fakat onların hatıraları uzun zaman yaşayıp gider.
Hem de düşünmeli ki insan kısmı sade para ile doymaz. Adama ekmek kadar şan ve şeref de lâzımdır. Mevkiinde düşmüş insan ele güne karşı bir tuhaf vaziyette kalır. Hatırı sayılmaz olur. Kendisine verilen selâmların şekli bile değişir.
Anadolu'nun paraya tapıyor görünmesi hasisliğinden değil, onun en lüzumlu yerde kullanmak fikir ve meylinden doğmaktadır. Yıllarca yemez içmez, giyinmez, on parasını inatla müdafaa eder. Fakat bu, toprağı yoksa günün birinde toprak almak, yahut elindekini biraz daha büyütmek içindir. Toprağın sermayelerin en ebedî ve aşınmazı olduğunu o herkesten iyi anlamıştır. Bazen onun davullu, pehlivanlı, yiyecekli düğünler yapmak için lükslerini, sırtı ve ayakları yarı çıplakken ölümü için kefen almak gibi masraflarını görüp gülümseriz. Bunlar hayatta bir iki kere gelen bahtiyarlık günlerinde ele güne karşı küçük düşmemek içindir. Sonra kefensiz gömülmek onun bize çocukta görünen bir masum korkusudur. Hasılı Anadolulu hasis değil sadece taş ve kayadan koparırcasına güçlükle eline geçirdiği birkaç parayı ucu ucuna getirmek gayretiyle yanan bir fakirdir.