Ama ben kendimi beğendiğim halime dönmek için kendimi ne kadar zorlarsam zorlayayım —her zaman soysuz ve hatta şiddetli duygularımı bilgece dizginleyebilen dengeli bir insan olmak istemiştim-, o son günlerde bir türlü kendimi hizaya sokamadım.
Lila içimde gizli tuttuğum ve on iki yıl önce Mariarosa'nın evinde küçük Mirko'yu kucağıma ilk aldığım zaman hissettiğim o acilen anne olma hevesimle ilgisi de olan bir noktayı tam isabetle vurmuştu. O kesinlikle mantıkdışı bir dürtüydü, bir tür aşk buyruğuydu ve o zaman beni sarsmıştı.
Daha o gün bunun sadece ve sıradan bir bebek isteme arzusu
olmadığını, Mirko gibi belirli bir bebek olduğunu, Nino'nun çocuğunu doğurma arzusu olduğunu hissetmiştim. Ve nitekim o takıntım Pietro'nun varlığı ile, Dede ve Elsa'nın doğumu ile yatışmamıştı. Hatta son zamanlarda Silvia'nın oğlunu her yeniden görüşümde ve de Nino bana Eleonora'nın yeniden gebe olduğunu söylediğinde bu tutkum su yüzüne çıkmıştı. Şimdilerde bu duygu içimi daha fazla kemirmeye başlamıştı ve Lila o keskin bakışıyla bunu görmüştü.
Gayet mahirce ortaya atılmış iki üç kelimeyle Lila güzel gibi görünmüş olan buluşmamızı gene altüst etmişti.
Kendi kendime şöyle dedim: Yapacak bir şey yok, onun düzelmesi mümkün değil, varoluşumu nasıl karmaşık hale sokacağını çok iyi biliyor.
Annelik gururuyla kızlarımı seyrederken Lila'nın o ara şöyle demesine sevindim: Napoli ye dönmekle iyi yaptın, insan içinden ne geliyorsa onu yapmalıdır, kızlar gerçekten iyi görünüyorlar, ne kadar da güzeller.