Kimi zaman anne-babalarımız da, çocuklarımız da bizden daha akıllıymış gibi geliyor. Bizler, anne-babalarımızın otuzlu yıllardaki idealizmiyle çocuklarımızın seksenli yıllardaki inançsızlığının arasında bir boşluğa düşmüşüz.
Bütün bunlar beylik şeyler: bizim Şamar Oğlanı Kuşağının gündelik deneyimleri. Evde oturan annelerimizle, çalışıp başarmayı doğal sayan bizden sonraki kuşak arasında kalan bizler, kadınlar tarihinin tüm dönüşümlerini kafalarımızın içinde, acı çekerek ya-şadık. Ne yaparsak yapalım, yanlışmış gibi geldi bize. Ne yaparsak yapalım eleştirildik. Bizim kuşağın yazgısıydı bu.
Anne olmak bizim terk edilmek konusundaki o eski korkularımızın hepsini yeniden depreştirir. Hele annelik boşanma ile sonuçlanırsa terk edilmek salt korku olmaktan çıkarak yaşadığımız en derin gerçek olur. Ben de o dönemde kendi içimdeki en ilkel mağaraları keşfe çıktığımda ağlayan bir bebe buldum. Kızım değildi bu; bendim. Arayış yolculuğum böylece başladı: yedi yıllık bir ölüm, dirilim ve doğum döngüsü. Bundan önceki yedi yıllık döngü Molly'yi ortaya çıkarmıştı. Bu seferki döngü beni yarattı.