Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Elimi geri çektim. “Bu doğum sonrası depresyonu değildi.“
Kuşkuyla kaşlarını kaldırdı.
“Hayat-boktan depresyonu bu. Bütün yaptığım ev işi ve çocuk bakımı ayrıca uyku ve düşünmeye ihtiyacım var çünkü kendime ayırabileceğim tek bir saniye yok, tuvalette bile. Eski bir sevgiliyi özler gibi eski hayatımı özlüyorum. Eski hayatım burnumda tütüyor, ona kavuşabilmek için seni terk etme hayalleri kuruyorum. Sen bana doğum sonrası depresyona teşhis koymak isterdin çünkü o zaman bu durum senin kabahatin olmaktan çıkıyor. Dur bakalım, ofiste beni mi tartışıyorsunuz?” “
O akşam eve gelemeyeceğini söyleyen bir son dakika mesajı yollamanın hazzı, katıksız hazzı. Aynı şeyi benim yapabilmem için daha bir on yıl gerekliydi, daha da fazla.
Bu sene Thomas Mann yüz elli yaşına giriyor. Almanya’da edebiyat dünyası hayli hareketli. Ben de kendimce büyük yazara saygı duruşu maksatlı Lübeck’e gitmeye karar verdim. Thomas Mann’ın doğduğu şehir, ayrıca her ne kadar şimdilik tadilat dolayısı ile ziyarete kapalı olsa da Buddenbroklar müzesi de orda yer alıyor. Şehir hakkında araştırma yaparken arama motoru Alman Edebiyatı’nın bir diğer büyük yazarlarından biri olan, 1999 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Günter Gras’ın müzeye çevrilmiş evini işaret ediyordu. Günter Gras’ı keşfim işte bu şekilde oldu.
Savaşların pençesindeki bir dünyaya gözlerini açan yazarımız, Almanya’nın en ateşli zamanlarına tanıklık etmiş bir kişilik. Nobel Edebiyat ödülünü de “tarihin unutulan yüzünü yalın ve alaycı bir dille anlatan masalları sebebiyle” gibi bir gerekçe ile almış. Beni ona çeken şey ise yazarın ilk gençliğinde Nazi Partisinde aktif bir rol alıp bunu ilk kez ölümüne yakın bir zamanda açıklamış olması idi. Onun o güne kadar yaşadığı ruh halini merak ettim ve otobiyografik bir eser olan bu kitabını elime aldım.
Orta halli bir aileye dünyaya gelen Gras dönemin politik atmosferinin propogandalarına aldanarak Nazi’lere katılıyor. Aslında gerçekte nelerin olup bittiğini bilmeyen bir genç ve yahudilere yapılanlardan savaşın sonlarına doğru Amerikan askerlerine esir düştüğü zaman haberi oluyor. Fakat ne olursa olsun o düzenin bir parçası olmuştur ve uzun yıllar bunu bir vicdan azabı olarak içinde taşıdığını görüyoruz. Bu anlamda kitabın adı çok manidar. İçerikte de yer yer dile getirdiği gibi, soğanın yavaş yavaş kaldırdığı kabukları benliğinin katmanları ile özdeşleştirmiş yazar. Bir kabuk çürük olabilir fakat altındaki katman sağlam olabilir. Ve taktir edersiniz ki soğan soymak acılı bir iştir, göz yaşartır. Geçmişi ile
Soğanı SoyarkenGünter Grass · Kırmızı Kedi Yayınları · 201539 okunma
Çok azımız kendisi için ideal olan bir dünyaya doğar. Arzuladığımız yaşam ile içine doğduğumuz dünyanın bize sunduğu yaşamın aynı olması durumunu kastediyorum. Öte yandan bir çoğumuz, içine gerçek benliğimizi bir suçlu gibi hapsettiğimiz, derimizle birleşmiş bir kabuk misali bizi saran, toplum tarafından dayatılmış bir yaşamın esiriyizdir. Bazıları buna boyun eğer, sorgulamadan kabullenir; bazıları ise etrafına bakıp bir çıkış yolu arar. İşte onlar bir dönüşüme yazgılı olanlardır. Talebe kitabının yazarı Tara Westover bunlardan biridir mesela. Amerika’da Mormon tarikatına üye bir ailede dünyaya gelir ve etrafını saran cehalet çemberini kırması yıllarını alır, doktora eğitimi için Cambridge’e gelmesi bile bir nevi ölümü göze alması demektir. NYT’nin 21. Yüzyılın en iyi yüz kitabı listesine girmeyi başaran Persepolis’in yazarı İranlı Marjine Satrapi dönüşüme yazgılı bir başka isimdir. İran’daki İslam Devrimi’nin en ateşli zamanlarını yaşayan Satrapi özünü koruyabilmek için ülkesini terk eder ve bir dizi olumsuzlukla savaşmak zorunda kalır. Her ne kadar gerçek kimliğini açık etmese de, otobiyografik bir eser olduğunu düşündüğümüz ve yine NYT’nin sözkonusu listesine girmeyi başarmış Napoli romanlarının yazarı Elena Ferrante Güney İtalya’da, alt sınıf bir toplumda bir kadın olarak eğitimin hakkının mücadelesini vererek benzer bir dönüşümün kahramanlığını sırtlamıştır. Bu toprağa ait bir çiçek değilim diyerek köklerini yerinden sökme cesaretini göstermek. Dikkat buyrun, bir göçmen kuş olup öylece uçup gitmekten bahsetmiyorum, köklerini doğduğun topraktan söküp almaktan, yani bir acıdan, yok oluşu bile göze almaktan bahsediyorum. Zira yeni bir toprakta benliğiniz olan o köklerle tutunabileceğinizin bir garantisi yoktur. Bu her zaman başka bir yere fiziksel göç etmek demek
Eddy’nin SonuÉdouard Louis · Can Yayınları · 2021905 okunma