Bu kitabı okurken bir zaman makinesi içerisinde bundan 12000 yıl öncesine tarihsel bir yolculuk yaparken buluyorum kendimi. Kimi zaman bir avcı toplayıcı atalarımızla yabani hayvan avlarken, kimi zaman öldürdüğümüz hayvanlardan dolayı yaşadığımiz suçluluk duygusundan arınmak için yaptığımız kefaret törenlerinde buluyorum kendimi.Eski Mısır ve Grit uygarlığında tapınaklarda insanlar tanrılara kurban edilirken; o günlerde yaşamadığım için tanrıya şükrediyorum.
Tarihsel yolculuk içerisinde Kral Davut,onun oğlu kral Süleyman ve Süleyman'ın kardeşi kral Harun ile de yollarım keşişiyor. Bu karşılasma esnasında İbrahim peygambere atfedilen kurban kesme geleneğinin tarihsel arka planına daha yakından bakma olanağına erişiyorum.Kulaktan kulağa aktarılarak günümüze dek ulaşan dinsel mitolojik hikayelerin insanları yıllarca nasılda uyuttuğunu üzülerek görüyorum.
Günümüz modern insanların şiddet eğilimlerini n atalarımızdan bizlere miras kaldığını, ne kadar modernleşirsek modernleşelim atalarımızdan bize aktarılan şiddet duygusunu evcilleştiremediğimizi üzülerek belirtmek istiyorum.
Kitap İllimünati tanımı yaparken tüm dinlere ve otoritelere karşı mücadele eden gizli bir yapılanma olarak ifade ediyor,bununla birlikte İlluminati'nin karşísında tek güç olarak İslamiyeti gösteriyor.Bunu kendi içersinde çelişik ve aynı zamanda zorlama bir değerlendirme olarak görüyorum.
İslamiyet dışındaki tüm dinlerin ve ideojilerin İlluminati'nin gizli amaçlarına hizmet eden yapılar olduğu iddiası kendi ideolojik bakış açısının bir yansıması olarak mesnetsiz ve yersiz olduğunu belirmek isterim.
Kitapta ayrıca Hitler'in İlluminati'nin bir üyesi olduğu ve aslında Yahudi davasının bir neferi oldugu iddiası tarihi gerçekler açısından gülünçtür.Ezilenlerin kurtuluşu için múcadele eden Komünist Düşünce'yi dahi bu gizli yapılanmanın içine dahil etmesi benim açımdan yazarın olaya bilimsel değil ideolojik ve dinsel referansları açısından baktığını düşünmeme neden oldu.
Bütün bu eksikliklerine rağmen okunmasında fayda olacağı kanaatindeyim.
Ahlâk ile güç arasında bir paralellik olduğunu düşünüyorum; güç kimde ise onun ahlak anlayışı diğer tüm bireylerin,toplumların ve hatta devletlerin ahlak anlayışını belirler, yönlendirir ya da yok eder.Toplumsal sınıfların var olduğu ki her toplumda farklılıklar olmakla beraber iki temel ve çıkarları örtüşmeyen sınıf vardır: Ezenler ve Ezilenler.Günümüzdeki ahlak anlayışı ezen sınıfın kâra endeksli,insanı degerlerden arınmış, vahşi değerlerinin tüm toplumlara enjekte edilmiş halinden başka bir şey değildir!! Kısacası gücü arkasına almış ahlaksızların ahlakı(!)...
Niçin Türk tipinin her şeyi güzel, Osmanlı tipinin her şeyi çirkindir? Çünkü Osmanlı tipi Türk kültürüne ve hayatına zararlı olan emperyalizm sahasına atıldı, kozmopolit oldu,sınıf menfaatini milli menfaatin üstünde gördü. Gerçekten de, Osmanlı İmparatorluğu genişledikçe, yüzlerce milleti siyaset dairesine aldıkça, idare edenlerle idare olunanlar ayrı iki sınıf haline giriyorlardı. İdare eden bütün kozmopolitler Osmanlı Sınıfı'nı, idare olunan Türkler de Türk Sınıfı'nı teşkil ediyorlardı. Bu iki sınıf,birbirini sevmezdi. Ozmanlı Sınıfı,kendini milleti- hakime(hakim millet) suretinde görür, idare ettiği Türklere millet-i mahkû-me (mahkum millet) gözüyle bakardı. Osmanlı, daima, Türk'e (eşek Türk) derdi.